Kudüs, hem Müslümanlar hem Yahudiler hem de Hristiyanlar için değerlidir.

Müslümanlar ve Yahudiler için Kudüs hassasiyeti devam ederken Hristiyanlar için artık pek de o kadar önemli değildir. Bu belki de Hristiyan coğrafyanın “daha fazla” Siyonist etkisi altına girmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Hatta Filistin topraklarını Birinci Dünya savaşında işgal eden “Hristiyan İngilizler”, Yahudileri buralara taşıyarak israil devletinin kuruluşunda aktif rol almışlardır.

Müslümanlar açısından ise Kudüs ve Mescid-i Aksa akideye dair bir konudur.

Kur’an-ı Kerim’de orası Mirac’ın başladığı ve “çevresi mübarek kılınmış” yer olarak anlatılır.

İlk Müslümanlardan şimdiye kadar her Müslümanın kalbinde Kudüs’ün önemli bir yeri vardır.

Bu yüzden de Ümmetin kalbinde Kudüs fatihi olarak Hz. Ömer’in, Ebu Ubeyde bin Cerrah’ın ve Selahaddin Eyyubi’nin müstesna bir yeri vardır.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin sözlerine de bu çerçevede bakmak gerekir:

“Şam'ın, Halep'in, Karabağ'ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi inşallah bir gün Kudüs'ün de özgürlüğünü göreceğiz.

Benim valiyken Cenabı Hak'tan bir niyazım vardı. Malum burada beş sene valilik yaptıktan sonra Erzurum'a tayin oldum. İki buçuk sene de orada görev yaptım. İçten içe büyüttüğüm niyazım şuydu. Rabbim bana bir gün de olsa Kudüs Valiliğini nasip et diye.”

Mustafa Çiftçi’nin bu sözleri, işledikleri soykırım vahşetinin bedelini ödeme korkusuyla sürekli kabuslar gördüğü anlaşılan işgalci Siyonist çetenin bakanı İsrael Katz’ı işte bu yüzden adeta kudurttu.

Tarihi çarpıtarak ve tehdit ederek varlığını ispat etmeye çalıştığı terörist yapılanmanın çatırdama seslerini örtme amaçlı yılan ıslığından başka bir şey değildi Katz’ın söyledikleri:

“İçişleri Bakanı'na, Kudüs'ü yönetme hayali kuran ve tehditler savuran şu sözleri söylüyorum: Kudüs Konstantinopolis değil ve israil devleti çökmekte olan Haçlı İmparatorluğu değil, aksine her türlü tehdide karşı kendini koruma yeteneğini kanıtlamış güçlü ve kararlı bir ülkedir.

Kudüs 3.000 yıldır Yahudi halkının başkentidir ve sonsuza dek israilin başkenti olmaya devam edecektir; oysa sen ve Erdoğan'ın hayalini kurduğunuz Osmanlı İmparatorluğu çöktü ve bir daha asla geri dönmeyecek.”

Osmanlı’nın geri gelip gelmeyeceği konusu bir tarafa, işgal ederek, insanları sürgüne göndererek, soykırım uygulayarak oluşturdukları terörist yapılanmanın ipliği pazara çıkmış, kirli ve iğrenç yüzleri artık deşifre olmuştur.

Şimdi ellerine silah verip bebekleri katletmelerini istedikleri kişilerin hangi şartlarda işgal altındaki topraklara götürüldüğü artık ilk ağızdan itiraf edilmektedir.

Irak doğumlu Yahudi tarihçi ve Oxford Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Avi Shlaim’ın anlattıklarını başka yerlerle de karşılaştırabilirsiniz.

Shlaim’in söylediğine göre, 1950'de Irak'ta 135.000 Yahudi vardı. israile gitmek istemiyorlardı ve 1951'de MOSSAD, Bağdat'ta Yahudilere karşı beş bomba yerleştirdi. 1952'ye gelindiğinde, Irak'ta sadece 10.000 Yahudi kalmıştı.

Avi Shlaim’in verdiği detaylar tüyler ürpertici…

Bağdat’taki Yahudilerin işgal altındaki topraklara göç konusunda isteksiz davranması üzerine, MOSSAD casuslarının Yahudilerin dükkân, ev ve kültür merkezi/sinagoglarını bombalayarak tedhiş ve terör ortamı yarattığını, Iraklı milliyetçilerin ayak takımı arasından devşirilen kişilerle bu bombaların Yahudilere “artık Bağdat’ta istenmiyorsunuz” mesajı verdiğini acı şekilde anar Shlaim.

Gazze’deki soykırımla birlikte daha önceleri kimsenin dillendirmeye cesaret edemediği bu gerçekler artık dünyanın her yerinde konuşulmaya başlanmıştır.

Aklı başında olan ve siyonizmin dünyanın başındaki en büyük bela olduğunu açıkça dile getiren Yahudiler de Katz’ın palavralarına inanmamaktadır.

Tarihte hem Yahudilerin hem de Hristiyanların Kudüs ve çevresinde rahatça yaşayabildiği dönemler sadece Müslümanların hakim olduğu dönemlerdir. Müslümanlar ne Babilliler ne de Haçlılar gibi davranmıştır.

Ama son 80 senede yaşananlar Yahudiler ile ilgili algı ve kanaatleri tümüyle değiştirmiştir.

Mukadder son adım adım geliyor.

“… Sonunda vaad geldiği zaman, (yine öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi 'kötü duruma soksunlar', birincisinde girdikleri gibi mescide (Kudüs’e) girsinler ve ele geçirdiklerini 'darmadağın edip mahvetsinler.” (İsra/7)