Bir 15 Temmuz’u daha geride bıraktık.

Darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti.

Hükümet sistemi değişti, muhalefet bloklarında değişiklikler oldu, Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri gel-gitler yaşadı.

Yakalananlar oldu, kaçanlar oldu, pişman olanlar ve pişman görünenler oldu.

Darbeci örgütün “sair efradı” olarak yargılanıp ceza alanların büyük çoğunluğu cezalarını tamamlayıp çıktı.

Halen operasyonlar yapılıyor, yakalananlar oluyor.

Darbe girişimi sonrası mağduriyetlerden söz ediliyor; ama mağdur olduğunu söyleyen kimileri darbe ile Gülen grubu arasındaki bağlantıyı inkar etmeye devam ediyor.

Darbenin “dış bağlantıları” ile ilgili çok fazla şey söylendi; ama uluslararası ilişkilerdeki denge hesaplarından dolayı bu konulardaki bilgiler şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmadı.

İddianamelere yansıyan bazı bilgilerin ise üzerinde durulmadı.

Mesela Türkiye’de “CIA danışmanı” olarak bulunan Henri Barkey’in darbede rol aldığı “iddia” edildi ve şunlar belirtildi:

"Uzun yıllar ABD istihbarat birimlerinde kıdemli analist olarak görev alan Henri Barkey ve Ellen B. Laipson, ülkemizde özelikle 1990'lardan itibaren PKK silahlı terör örgütü ve bölgedeki Kürt vatandaşlarımızla ilgili çalışmalar yürütmüşlerdir. Yine Ellen B. Laipson tarafından 2011 sonlarında ABD hükümetine, 'Türkiye Kürtlerinin Eylem Planı' adı altında rapor sunulduğu da basına yansımıştır.”

H. Barkey, CIA’nın önemli isimlerinden biri olan Graham Fuller ile de bağlantılıydı ve bazı raporları beraber hazırlamışlardı. Graham Fuller’in Fethullah Gülen’in Amerika’da “Yeşil kart” alması için tavsiye mektubu verdiği bilgisi de medyaya yansımıştı.

Charlie Hebdo olayında destek için Fransa’ya akan Avrupalı liderlerin hiçbiri meclisin bombalandığı, 251 sivilin katledildiği darbe teşebbüsü sonrası destek için Ankara’ya gelmedi.

Avrupa’da bazı medya organları açıkça “Erdoğan öldürülmediği için darbe başarısız oldu” başlıkları atmışlardı yaptıkları haberlerde.

Foreign Policy dergisi darbe teşebbüsü sonrası “NATO’cı subayların tasfiye edildiğini” yazarak aslında darbenin de kaynağına işaret etmişti.

Bu arada içeride dönemin CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun tanklar arasından geçerek Bakırköy Belediye başkanının evine gitmesi ve orada kahve içerek televizyondan darbe görüntülerini izlemesi çok konuşuldu. Nitekim Kılıçdaroğlu herhalde bir “vefa gösterisi” göstergesi olarak bir süre sonra darbe için “tiyatro” diyecekti.

Halk sokaklara çıktı ve bedenini tanklara siper etti; ama “halk partisi” taraftarları Bağdat Caddesinde geçen tanklara alkış tutmuş ve sevgi gösterilerinde bulunmuştu.

Halksa yaşananların bir “küresel işgal girişimi” olduğunu fark etmişti ve o yüzden de ölüm pahasına sokaklara çıkmıştı. Halkı sokaklara çağırmak için camilerden sela okuyan bazı imamlar yine “bazılarının” saldırısına uğramıştı.

Darbe teşebbüsünün içeride ve dışarıda çok ayağı vardı ve öncesinde çok ilginç ittifaklar gerçekleştirilmişti.

MHP’den ayrılan bir siyasi partinin başındaki hanımefendi her yerde “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyordu ve birçok kimse meseleyi “Atatürkçülük” üzerinden okuyordu; ama darbenin ilk saatlerinde TRT’de okunan bildiride darbeciler kendileri için “Yurtta sulh konseyi” diyeceklerdi.

Dedik ya ilginç ittifaklar vardı diye…

Aşağıda bir bilgi daha paylaşalım da ittifaklar konusunun nerelere kadar uzandığına siz karar verin:

Sırrı Süreyya Önder, Mart 2013`te İmralı ziyaretinden dönüşte şöyle bir açıklama yapmıştı.

“Sayın Öcalan, Fethullah Gülen'e selamlarını gönderdi. ‘Fethullah Gülen'in 'Sulhta hayır vardır' yaklaşımı benim de yaklaşımımdır. 'Bütün Ortadoğu'daki demokratik bir siyaset ve barış için birlikte çalışabiliriz, Muhterem Fethullah Gülen'e selamlarımı söyleyin. Onu en iyi anlayan benim.”