Bir tarafta inişli çıkışlı İran-Amerika savaşı ve sürekli bozulan ateşkes gündemdeki yerini korurken, diğer tarafta dünyanın birçok yerinde asıl gündem futbol ve Dünya Kupası gibi görünüyor.

Spor müsabakalarının ve büyük spor organizasyonlarının devasa bir ekonomik hareketliliğe imkan sunduğu göz önünde bulundurulursa işin içine siyaset ve spekülasyonların karışmama ihtimali de yoktur herhalde.

Ama bu son organizasyonda “saha dışı müdahalelerin” sayısının fazla olması sadece spor izleyicisi olanları bile rahatsız etmiş durumda.

Özellikle Amerika’nın bazı ülkelerin sporcu ve görevlilerine karşı tutumu ciddi bir rahatsızlık meydana getirdi. En son olarak da siyasi baskı ile maç içerisinde verilen kararın maç sonunda geri alınması futbolun sadece sahada oynanmadığını bir kez daha gösterdi.

Böyle bir giriş yaptık; ama aslında değinmek istediğimiz konu başka.

Mısır Milli Takımı, Dünya Kupası’nda Avustralya’yı yenerek son 16 takım arasına girmeyi başardı.

Mısır’ın bu başarısı Mısır kadar abluka altındaki Gazze’de de sevinçle karşılandı.

Mısır teknik direktörü Hüsam Hasan maç sonunda Filistin bayrağı açtı ve Filistin davasına destek mesajları verdi:

“Zaferi bize desteğini hiç esirgemeyen Filistin halkına hediye ediyorum ve diyorum ki: Allah’ım! Filistinli şehitlerimize rahmet eyle!” Hüsam Hasan, kalbinin ve ruhunun Filistin halkıyla birlikte olduğunu, kendileri için sevinen Filistinlilere çok teşekkür ettiğini, Allah’tan Filistin halkına zafer nasip etmesini ve şehitlerine rahmet etmesini dilediğini söyledi.

Mısırlı eski milli futbolcu Muhammed Ebu Tureyke de maç sonrası yaptığı yorumda Filistin davasının Mısırlıların vicdanında asil bir yerinin olduğunu ifade etti. “Filistin davasıyla büyüdük” diyen Ebu Tureyke, Filistinlilerin soykırıma uğramalarına rağmen Mısır’ın Dünya Kupası’ndaki zaferini kutladıklarına dikkati çekti.

Gerek Hüsam Hasan’ın bayrak açarak yaptığı açıklamalar gerekse de Gazze’den dünyaya servis edilen sevinç gösterileri soykırımın ve ablukanın devam ettiğini bir kez daha dünyanın gündemine taşıdı.

Unutulmaya terk edilen Gazze bir kez daha hatırlandı.

Bu açıklamalar soykırımcı Siyonist rejimde rahatsızlık oluşturdu. Açıkça Mısır’a yönelik tepkilerini dile getirdiler.

Mısır’ın darbeci cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, belki de Hüsam Hasan’ın hareketinden hoşnut olmadı; ama Netanyahu hükümetine de bir uyarıda bulunma ihtiyacı hissetti. Sisi, Filistin devleti kurulmadığı ve israilin ihlalleri sürdüğü sürece israil ile "halklar düzeyinde normalleşmenin" mümkün olmadığını ifade etti.

Açıklama kritik bir öneme sahip!

Bölgede Amerikan destekli cunta hükümetler, işbirlikçi krallar ve emirlikler anlaşmalar yapabilir, “refah için normalleşme” açıklamaları yapabilir, bunları medyada “fonlanmış uzmanlara” izah ettirebilir; ama bir şeyi başaramaz: “halklar düzeyinde normalleşme”

Bölge halkı, tüm baskılara rağmen rejimlerinin yaptığı gibi soykırımcı rejimle “normalleşmeyi” kabul etmiyor.

Uzun zamandır bölgenin ve “bin günü aşan soykırım” dolayısıyla dünyanın tüm “vicdanlı insanlarının” gözünde Siyonist rejim soykırımcıdır, bebek katilidir, işgalcidir.

Dünyanın normali budur.

İslam düşmanlığından dolayı gözleri kör olmuş ve insanlığını kaybetmiş yaratıkların yaptıkları ve söyledikleri bir şey ifade etmiyor.

Bölgede halen “iki devletli çözüm” saçmalığı üzerinden siyaset yürütmek isteyen iktidarların aksine, halklar, soykırımcı Siyonist işgalcilerle normalleşmez, normalleşemez!