Bir kısım medya NATO zirvesine ve Trump’ın bu zirveye iştirak etmesine büyük önem atfediyor.

Trump’ın hem zirve öncesi yaptığı açıklamalardan hem de zirve sırasındaki tutumundan yola çıkarak Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünyada itibarının arttığından söz ediyorlar.

"Sayın Erdoğan olmasaydı ben bu zirveye katılmazdım” dedi Trump ve bu açıklama merkeze alınarak Trump’ın yürüyüşünden, etrafa bakışından, sırıtışından hikmetler çıkarıyorlar.

Sosyal medyada kendisine adeta “Erdoğan’ın sözcüsü” payesi vererek bir şeyler söyleyen birinin iki yorumunu alıyorum buraya…

Karşılama töreni fotoğrafını verip şu yorumu yapmış:

“Trump dünyanın en eski ve en köklü devletlerinden birisine geldiğini iliklerine kadar hissetmiş olmalı.”

Bir diğer paylaşımda ise sadece Trump’ın açıklamasını almış:

“Trump: Türkiye'nin büyük bir lideri var ve ilişkimiz harika. Türkiye'nin güçlü bir ordusu var.”

Türkiye’nin kırılgan ekonomik yapısıyla, bulunduğu gergin coğrafyadan dolayı daha kontrollü ve dengeli bir siyaset izlemesi elbette anlaşılır bir şey. Öte yandan devlet dediğimiz kurumun birçok bileşenden oluştuğu ve “devlet politikası” denilen olgunun da birçok denge hesabına göre yapıldığı dikkate alınmalıdır.

Ama bunlar tüm çıkar hesaplarıyla birlikte yine de “ilke, ahlak ve insani değerler” gözetilerek yapılabilir.

22 yıl sonra Ankara’da düzenlenen “NATO zirvesi” farklı ittifakların tehdit diliyle dile getirildiği, NATO’nun “beyin ölümünün gerçekleştiğinin” konuşulduğu bir ortamda yapıldığı için “bazılarına göre” daha önemli de olabilir; ama bu yine de ahlakın, insani ve vicdani değerlerin öncelenmesini etkilememelidir.

Trump bir soykırımcıdır ve elinde Gazzeli çocukların kanı vardır. Hemen her konuşmasında soykırımcı katil Netanyahu’ya her türlü desteği vermeye devam edeceğini söylemektedir.

Trump ve ortağı Netanyahu’nun İran’a yönelik saldırısının hiçbir hukuki ve ahlaki gerekçesi yoktur. Soykırımcı Siyonist rejimin bundan sonraki işgal ve cinayetlerini daha rahat yapabilmesi için İran’ın savaş kabiliyetini ortadan kaldırmak istemişlerdir. Bunun yanı sıra Venezuela’da olduğu gibi İran’ın da petrolüne çökmek, topraklarını işgal etmek ve bölgede yeni kaos alanları oluşturmak için saldırı gerçekleştirilmiştir. Konunun nükleer silah edinme çabasıyla bir alakası yoktur. Dünyada nükleer silah sahibi 9 ülke vardır ve bunlardan sadece Amerika bu silahı kullanarak büyük bir katliam gerçekleştirmiştir. Bunun yanı sıra soykırımcı Siyonist rejim sahip olduğu nükleer gücü hiçbir zaman uluslararası denetime açmamıştır.

Trump, İran’da bir ilkokulu bombalayarak 168 çocuğu vahşice katletmiştir ve tarihe adını “çocuk katili” olarak yazdırmıştır.

Trump, ziyaretine gelen ülkelerin yöneticilerini hiç de bir ev sahibinin nezaketine uymayan üslupla karşılamış, askeri ve ekonomik gücünün etkisiyle muhataplarını aşağılamıştır. Kimse “Erdoğan’a karşı öyle değil” demesin! Rahip Brunson meselesinde edilen laflar, gönderilen mektup ve tehditler ortadadır.

Trump’ın ismi yüzyılın en büyük skandalı olan ve bilinmeyen sayıda çocuğun cinsel istismarı ve öldürülmesinin kayıt altına alındığı “Epstein dosyasında” defalarca geçmektedir. Hatta Trump ismi bu sapkın eylemlerde o kadar çok geçmektedir ki, siyasi güç kullanarak dosyanın gündemden düşürülmesi sağlanmıştır. Yani Trump denilen kişi pedofili bir sapık, işgalci bir manyak ve bir çocuk katilidir.

Böyle birinin sözlerinden, övgülerinden dolayı itibar kazanılacağı sanılıyorsa bu büyük bir yanılgıdır.

Soykırımcının, pedofilinin, çocuk katilinin, işgalcinin övgülerinden, dostluğundan itibar kazanılmaz; ancak geriye utanç verici bir siyasi arşiv kalır.