Ankara’da yapılan NATO zirvesi sonrası değerlendirmeler devam ediyor.
Organizasyona yönelik övgüler karşısında hükümete yakın kesimlerin heyecan ve sevinci dikkati çekiyor.
Zirvede yenilen yemeklerden söz ediliyor, liderlere hediye edilen silahlardan ve o silahların bazı ülkelere girememesinden yola çıkılarak “Avrupa’nın zavallılığına” vurgu yapılıyor.
Neredeyse “ölümü ve sonrası” üzerinden hesaplar yapılan ittifakın bu zirveyle yeniden ayağa kalktığını söyleyenler bile var.
Sonuç bildirgesinde 5. Maddeye vurgu yapılması bazıları tarafından öne çıkarılıyor; ama ortada bir ittifak üyesine yönelik bir saldırı söz konusu olmadığı için bu maddeden yola çıkarak Amerikan lehine İran savaşına müdahil olmak isteyenlerin buna nasıl bir formül bulacakları da merak konusu.
Ukrayna konusu yine zirvenin en önemli gündemi gibi.
Ukrayna bir ittifak üyesi değil; ama NATO üyelerinin, 2026 yılında Ukrayna'ya toplam 70 milyar Euroluk destek sağlama taahhüdünde bulundukları ifade edildi bildirgede. Hatta 2027 yılında da en az aynı seviyedeki desteği sürdürme konusunda bir kararlılıktan söz edildi.
İttifak ortakları İran'ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini “bir kez daha” vurguladı ve İran'a, Hürmüz Boğazı'nda sefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermesi çağrısında bulundu.
Bu arada Amerika’nın müzakereler devam ederken soykırımcı Siyonist rejim ile beraber İran’a saldırısının hukuksuzluğundan, katledilen 168 çocuktan söz edilmedi.
İran için “Hiçbir zaman nükleer silaha sahip olamaz” diyen ittifak ortakları, israilin nükleer silahlarının denetlenmesinden söz etmedi.
Sonuç bildirgesinde Gazze’de halen devam eden soykırım konusunda bir kınama ifadesi kullanılmazken, soykırımın finanse edilmemesi konusunda ittifak ortaklarına bir tavsiyede de bulunulmadı.
İttifakın israil ile olan ilişkilerinin sınırları bile net olarak ortaya konmadı.
NATO genel sekreteri Mark Rutte’ye Türkiye ve israil arasında olası bir savaşta NATO’nun nasıl bir tavır takınacağı sorulduğunda net bir cevap veremedi. Hatta gazeteci “israil saldırırsa NATO’nun tutumu nasıl olur?” diyerek soruyu netleştirince bile “5. Maddeden dolayı ittifak üyesi ülkeye yardım ederiz” demedi, diyemedi.
Onun yerine “Türkiye’nin bilge bir lideri var, Türkiye böyle bir oyuna gelmez” diyerek topu taca attı.
Hatta soykırımcılığı uluslararası kurumlarca da tescillenmiş Siyonist terör rejimini aklama amacıyla şöyle bir ifade kullandı Rutte: “Bu konuda spekülasyon yapmak istemem. 7 Ekim 2023'te HAMAS'ın israile düzenlediği korkunç saldırıyı unutmayalım. Yani bu süreç israil ile başlamadı."
Oysa Filistinliler kendi topraklarında yaşıyorlardı ve işgal süreci de katliam süreci de Nekbe süreci de israil ile başlamıştı.
7 Ekim’de yaşanan bir saldırı değil işgal edilen topraklarında kurtuluş mücadelesi veren bir halkın direnişiydi.
Ama siyonizmin standartlarına göre işleyen NATO’cu kafa için sadece işgalci teröristlerin argümanları geçerliydi.
NATO Ukrayna’yı düşünüyordu.
NATO israilin çıkarlarını önemsiyordu.
Ama NATO için Gazze’de açlık çeken insanlar bir şey ifade etmiyordu.
İspanya gibi daha insani düşünen ülkeler yalnız kalıyor ve “sonuç bildirgesine” etki edemiyorlardı.
Sonuç olarak…
Zirveden gösteriş çıktı.
Amerikan talepleri doğrultusunda silah harcama limitlerinin artırılması kararı çıktı.
Zelensky adlı soytarının kaprisleri için ölümlerin devam etmesi kararı çıktı.
Ama soykırımın bitirilmesine yönelik adım atılması talebi çıkmadı.
Ama saldırganlığın önlenmesi için adım atılması kararı çıkmadı.
Ama Venezuela’nın, Grönland’ın haklarının savunulmasına dair bir şey de çıkmadı.