Amerika ve İran arasında varılan mutabakat özellikle bölge ülkelerini memnun ederken bundan soykırımcı Siyonist rejimin rahatsız olmasına kimse şaşırmadı.
israil muhalefetinin mutabakattan dolayı Netanyahu hükümetini suçlaması ise ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu.
Öyle ya birçok “israil uzmanı” için Netanyahu ve ekibi aşırılıkçı, muhalefet ise daha ılımlı bir pozisyondaydı.
Ama yapılan açıklamalar israilde siyasetçisinden sivil vatandaşına kadar aslında her Yahudi’nin potansiyel bir Ben Gvir olduğunu, sadece uygun zamanı beklediğini ortaya koyuyor.
Amerika’da ise küresel tepkilerden bunalan, bir dediği diğerini tutmayan; ama kibrin zirvelerinden de inmeyi düşünmeyen biri var.
israil için yaptıkları ortada; ama bunun takdir edilmemesine kırılıyor.
Önceleri “Beni dinleyecekler” diyordu; ama bunun gerçekleşmediğini ve Lübnan’a yönelik saldırıların devam ettiğini gördü.
Trump’ın Netanyahu’yu azarladığına, hatta küfrettiğine dair haberler bilinçli olarak medyaya sızdırıldı ve gerek iç kamuoyuna gerekse de dünyaya “karar verici Amerika’dır ve israil onu dinlemek zorundadır” mesajı verilmek istendi.
Ama medya önünde açıkça verilen mesajlar ‘Amerika her zaman israilin yanındadır’ şeklindeydi.
Nitekim Donald Trump şöyle bir açıklama yaptı: “Biz olmasak, ABD olmasa israil olmazdı. Ben olmasam israil olmazdı çünkü hiçbir başkan benim yaptıklarımı yapmaya istekli değildi.”
Ancak bu mesajın “birilerini rahatsız etme” ihtimali vardı ve o yüzden düzeltilmeliydi:
ABD'nin israil Büyükelçisi Mike Huckabee, "israil olmasaydı, Amerika da olmazdı. Varlığımızı, bu topraklarda yaşananlara borçluyuz" ifadelerini kullandı.
İşte aslında Amerika’da hakim olan zihniyet o büyükelçinin zihniyetidir.
Asıl şudur: israil Amerika’nın beynidir ve Amerika israil için “kas ve pazu”dur, bomba ve mermidir.
Merhum Garaudy şöyle demişti: “Amerika'nın desteği olmasa, israil 6 ay yaşayamaz. İşte bunun için ben her zaman "Kudüs meselesi, Kudüs'te değil Washington'da çözülecektir" dedim.”
Bu meselenin 1948’de israilin kuruluşundan çok önceye dayandığını da bilmek gerekir.
Roger Garaudy, Johan Galtung’dan alıntı yaparak şu ilginç bilgiyi paylaşıyor:
“Başkan Taft, 1912'de apaçık meydan okuyordu: "Meksika hükumeti israilde bir Tanrı bulunduğunu ve ona itaat etmenin bir vazife olduğunu anlayıncaya kadar, halkımızı ve onun Meksika'daki mülklerini korumaya mecburum."
Aksa Tufanı ile beraber tüm dünyada Siyonistler lehine olan algılar değişti.
Araştırmacı Jamal Kanj, şu bilgiyi paylaştı:
“Haziran 2026'da yayımlanan ve otuz altı ülkeyi kapsayan, 44.000'den fazla katılımcının yer aldığı ayrı bir Pew araştırması, dünya genelinde insanların ortalama yüzde altmış yedisinin israil hakkında olumsuz bir görüşe sahip olduğunu ortaya koydu. Ankete katılan tüm Avrupa ülkelerinde olumsuz görüşler hakim; İspanya ve İsveç'te bu oran yüzde yetmiş sekiz, Hollanda'da yüzde yetmiş altı, Almanya'da yüzde yetmiş üç ve Polonya'da yüzde yetmiş. Japonya'da ankete katılanların yüzde doksan üçü israile olumsuz bakıyor.”
Amerikan kamuoyunda da siyasetçilerin aksine “israil nefreti” yüzde 60’ın üzerine çıkmış durumda.
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar küçük farklara rağmen israil konusunda benzer bir yerde duruyorlar.
Hatta son zamanlarda Amerika’da bazı çevrelerde şu sözün çokça söylendiği ifade ediliyor: “Cumhuriyetçiler ve Demokratlar Amerika için birbirleriyle tartışır; ama israil için başkalarıyla savaşırlar.”
Amerikan halkının israile desteği azalmaya başlamışken Kongre ve Temsilciler Meclisinin israil ile istihbarat paylaşımını zorunlu kılan yasaları kabul etmesi ve hatta neredeyse Amerikan ordusunu israil ile entegre etmeye çalışması önümüzdeki süreçte Amerikan siyasetinde de büyük kırılmaların başlayabileceğinin habercisi olabilir.
Ama ilk kırılmalar ve çöküşler israilde başlayacak Allah’ın izniyle.