Enes (ra) den Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: “Saflarınızı düzgün tutun. Çünkü safın düzgün tutulması, namazın tamamlanmasını sağlar.” (Rıyazussalihin/469. Hadis. Müslim salat/124.)
Yüce Allah, insanları anatomik olarak farklı farklı özelliklerde yaratmıştır. Ama değerler sistemi içinde aynı saftadırlar. Bu bağlamda namazdaki saf düzenini doğru anlamaya çalışalım.
İbadet, ihlas ve takvada Yüce Allah kulların farklı olduklarını söylemesine rağmen saflarda aynı hizada durmanın tevhidi düşüncenin hayatımıza yansıyan boyutu açısından çok önem arz etmektedir. Vahyin kadrajından baktığımızda müminleri iki yerde veya durumda saf olmaya çağırmaktadır. Biri savaşta diğeri namazda!
Savaş kişinin toplumsal kimliğinin muhafazasında önemli bir ilahi eylemi temsilen önem arz ederken, namaz da kişinin kulluk bilinç ve teş’ir kimliğini belirlemede en az o kadar önem arz eder.
Her iki durum da insanda bir toplumsal aidiyet, duruş ve sınıfsal farklılığı kaldırması bakımından eşit noktayı göstererek de bir nevi adalet hiyerarşisinin sağlanması açısından da önem arz etmektedir. Bu her iki cepheyi birer dünya üzerinden okumaya çalışalım.
Mümin bu iki saftan geri kalması halinde kötü bir duruma düşer. Safın biri dünyaya bakan aidiyetimizi göstermektedir. Ve dünya hayatımızın varoluşsal cihetiyle hayat sigortamızdır. İkincisi de ahiret hayatımızın sigortasıdır. Biri Misaki olan ahdimize vefayı, diğeri Meadi hayatımıza olan inancımızı gösterir.
İslami geleneğimizde alemi Şuhud ve alemi Melekutumuzun hangisinin öncelenmesinin iki boyutu vardır. Varlık olarak alemi Şuhud öncedir. Ama İslami değerler sistematiği içinde alemi Şuhud fani ve geçicidir. Alemi Melekut ise, bakidir. Varoluşsal olarak Şuhud Melekuttan önce olsa da melekutu mead daha önemlidir.
Kulun kıldığı namaz Yüce Allah’ın emridir. Fakat kul bu namazı din kardeşiyle saf halinde kılarsa yirmi yedi kat derecesini artırmış olur. Emreden Yüce Allah, değeri katan ise, saf halinde kılınmasındadır.
Nasıl ki her iki dünya insan hayatı açısından bir bütün olup tecezzi kabul etmiyorsa, bu her iki saf da kulun hayatı içinde bir bütüncüllüğe sahiptir. Maksadından uzak sadece namazın ritüeli cihetiyle safların düzgünlüğü şeklinde meseleye bakmak zamanımızda ibadetin abid üzerindeki ruhun kaybolmasını işaret eden en belirgin bir durumdur. Bundan dolayıdır ki, Yüce Allah Kur’an’ı Kerim’de makbul olan her amele “salih” amel adını vermiştir. Bu da indi ilahide her makbul amelin toplumsal barışa ve kardeşliğe yani sulh ve salaha olan yakınlığıyla değer aldığını göstermektedir. Bugün camilerde serilen lüks ve şatafatlı halılarda yanılması mümkün olmayan çizgilerin bulunmasındaki şekilsel çizgiler saflarımızın bedenini oluşturur. Fakat aynı safta namaza durdukları halde din kardeşiyle küs durarak namaz kılan birisinin kıldığı namaz ruhen ölü gibidir.
En önemli noktalarından biri de kıldığı namazının saf, kıraat, dua ve tesbihat gibi namazda elde ettiği kazanımını günlük hayatına taşıması gerekir. Eğer namaz ve namazda elde ettiğimiz atmosferi günlük ticaretimize, siyasetimize, fikriyatımıza ve toplumsal dini değerlere taşıyamazsak ibadetlerimizin ruhu ölmüş demektir. Bu çeşit bir namaz vahiyle yuhalanmış bir namazdır.
Seküler dünyanın toplumsal hafızamız üzerinde bıraktığı en kötü izlerden biri de ibadetlerimizin ve ibadethanelerimizin içinin boşalması olmuştur. Dinin ruhu dünya üzerinde bir ilahi düzenin hakimiyetidir. Bu hakimiyet önce her bir kulun kalbinde yeşermesi ve sonra da toplumsal birlikteliğe dönüşerek şehvetin, şeytanın ve şeytani tasavvurun karşısında saf olabilmektir.