عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "آية المنافق ثلاث :إذا حدث كذب ، وإذا أحدث اخلف ، وإذا أؤمن خان.
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edilmiştir. Resulüllah (sav) şöyle buyurmuştur: “Münafığın alameti üçtür; konuştuğunda yalan söyler. söz verdiğinde sözünü yerine getirmez. Kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder.” Riyazussalihin/100. hadis-Buhari iman, Müslim iman
Hadisi günümüzdeki savaşlarla anlamaya çalışalım.
Münafıklık iki kısma ayrılır; Birincisi itikadi diğeri amelidir. İtikadi münafıklık, inanç ve ideal bakımından İslam şeriatına inanmayıp, İslam’a ve Müslümanlara düşmanlık ettiği halde ben Müslümanım diyen insanın münafıklığı. Ameli Münafıklık ise, inanç ve idealde Müslüman olup İslam’ı seven ama, hadiste geçen bu üç konuda sakat davranan kişinin münafıklığı.
Hadisimizde istenmeyen üç haslet zemedilmiştir.
1-Yalan söylemek
2-Sözünde durmama
3-Emanete riayetsizlik
Yalan: doğruluğun tersidir. Doğru ve dürüstlük kişinin iman derecesini ölçen en büyük mi’yardır. Bazı günahlar vardır ki kabahati işlenmesiyle sınırlı kalır. Yalan ise kendisiyle beraber başka başka günahları da oluşturur. Yalan da kendi içinde çok kısımlara ayrılırken bunun en yıkıcı ve en büyüğü olanı iftiradır. İftiranın da en büyüğü ise topluca ilme ve alime atılanıdır. Çünkü ilim ve alim İslam toplumunun istikamet kaynağıdır. İlme ve alime atılan iftira toplumun istikametini bozar. Yalan ve iftira büyük günahlardandır. Ama ondan daha büyüğü toplumsal istikameti bozan ilmen yalan söylemek ve alime atılan iftiradır.
Hadiste geçen her üç menfi durum birbirinden tamamen bağımsız değiller. Bu bağlamda, İlmi kaynaklarımızda geçen bilgilerin dışına çıkmak ilme atılan bir iftiradır. Mesela, Hanefi mezhebinin en geniş fıkıh kitaplarından biri olan İ. Abidin de ‘bir insanın dinden çıktığına dair yüz üzerinden, yüzde doksan dokuz delil bulunsa, ama yüzde bir delil onun Müslüman olduğunu gösterse o kişi tekfir edilemez.’ (Arapça nusha 4. cilt. Türkçe nusha 9. cilt ilgili konu.)
Şimdi bu bir ilmi kaynaktır. Ama bir Hanefi insan buna rağmen kendisinin tensibi olduğu mezhep ve tarikatından olmayanı küfürle itham ederse ilme ve o ilmi bize aktaran İbni Abidin’e iftira etmiş olur. İlim ve alim bu yöndeki vasfıyla, kişiyi hidayette olduğuna dair kendini zorlaması gerekir. Ama günümüzde ülkenin alimlerinden biri şöyle derdi; “eğer ehli kible tekfir edilmez kaidesi olmasaydı şunlar kafirdir derdim.” İmam Ebu Hanife’nin müşfikliği ile, kendisinin taşıdığı hırsı arasındaki fark bize çok şey göstermektedir.
Aynı zamanda ilim bir emanettir. Onu gerektiği yerin dışına taşıtmak bir nevi emanete ihanettir. İslami ilimler naklidir. İlmi naklin vasıtası da alimdir. Alim hilim vasfı yerine asabiyet hırsına yüklense o makama bir ihanettir.
Toplumsal birliğin oluşması dünyaya bakan yönüyle dinimizin en önemli hususudur. Bu konuda bir sarsıntı oluşması halinde alimler, ilmi kaynaklarda birlik ve beraberliği sağlayan deliller üzerinden ümmetin vahdetine çalışmaları onlar üzerindeki ilmi bir farizadır. Kur’an’ın Perslere karşı Rumları desteklemesini iyi tasavvur etmemiz gerekir. Kaldı ki bugün din düşmanlarının top yekün ümmete savaş açtıkları günde alim ve meşayihlerimiz, yüklendikleri toplumsal emanet sebebiyle tüm oklarını düşmanlara yöneltmeleri gerekir.
Kaynakları araştıran her ilim sahibi eldeki delillerin birleştiren kısmı üzerinde çalışıp sözde doğruyu, yüce Allah’a verdikleri şehadet misakına bağlı ve ilmi emanete riayet etmek alimi farzdır.