Bir önceki konuda takva-yardımlaşma ilişkisini Maun Suresi üzerinden anlatımımızın devamı olan bir yazı.

Birinci ayette geçen “tekzib” ve “din” mefhumları üzerinden anlam arayışımıza devam ediyoruz. Konuyu anlama babından tekzib techilden farklıdır. Tekzib bildiği bir hakikati inkar edip yalanlamak manasına gelir. Techil ise salt bir bilgisizliği içerir. Din kelimesin de iyi anlamamız için Kur’an’ın farklı yerlerindeki din kavramına göz atmamız gerekir. Yusuf Suresinde “melikin dinine göre kardeşini yanında tutamazdı” bahsedilen melik gayri müslimin adli bir kanun maddesi olduğu için onun dini derken kanun manasına gelir. Bu konuda tüm alimler ittifak etmişlerdir. Kafirun Suresinde “benim dinim bana sizin dininiz size” ayetinde ise inanılması gereken inancı ifade eder. Maundaki din kelimesi “el” takısı alarak “marife” dir. Yusuf Suresindeki din kelimesi el takısı almadan “nekire” gelmiştir. Dinin inanç boyutu tek noktadan hakkın karşısında dikilme esasında birdir. Bu inançsızlık birliğinde mübeyyen olduğu için marife gelmiştir. Ama kanun manasına gelen din ise birbirinden farklı oldukları için nekire gelmiştir. Allah’u A’lem!

Demek ki, suredeki dinin tekzibini inanca ait bir tekzip olduğunu anlamamız mümkündür. İşte infakın Müslümanın hayatında ne kadar önemli olduğunu bilmemizde önemli bir yer aldığını görüyoruz. Yardımlaşma ve dayanışmayı yapmayanın dini tekzip ettiğini iyi tasavvur etmemiz gerekir. Bu cümlelerin konuyu anlamaya yettiğini düşünüyorum.

Surenin ikinci ayetinde işaret isminin yakın uzak manasındaki “zalike” olarak gelmesiyle bu tekzibi yapanların doğrudan doğruya peygamberden (sav) çok uzakta olan kafirler olmadığı gibi ona tabi olan çok yakınlarının da olmadığını göstermede çok manidardır. Yani dini kamil manada anlamlandıramayan, kalplerinde hastalıklı bir kitleden bahsettiği kanaatindeyim. Evet yetim ve yoksula bakılmadığı, bunların hor görülüp ihtiyaç içinde bırakılmaları Yüce Allah’ın dininin tekzibi gibi korkunç bir vahamet olarak anlatılması manasına gelir.

Dördüncü ayette geçen “salat” kelimesinin marife olarak gelmesi de her namaz kılanı değil de belirli sakatlıkla kılınan özel nakıs namaz kılma halini kast ettiği anlaşılıyor.

Beşinci ayette geçen harfi cer “fi” harfi cer yerine “an” harfi cerin gelmesiyle kişinin namaz halindeki bir gaflet yerine, kişinin namazından ayrıldıktan sonraki gaflet halini anlatarak, namazını günlük hayatına taşımama şeklinde bir gaflet biçimi olduğunu beyan eder. Ayetin sonundaki “sahun” kelimesi nisyandan çok farklıdır. Nisyan bir şeyin zihnen unutulması manasına gelirken “sahun” ise kişinin işlediği günah ve isyan sebebiyle gaflete düşmesi manasındaki bir yanılma halini içerir.

Altıncı ayette geçen “yura’un” yapılan iyiliğin gösteriş için olmasının, yedinci ayette geçen “yemneun” mefhumuyla iyiliğe mani manasına gelir. Fiili müzari kalıbında gelmesiyle yardım yapmaya maniliğin o asra ait olmayıp, tüm zamanlarda devam edeceğini gösterir. Çünkü fiili müzaride istimrar vardır. Ve yardım manasındaki “maun” ile biter.

Dinin yalanlanmasıyla başlayıp yardımla biten bu surenin günümüz Müslümanları tarafından iyi anlaşıldığı kanaatinde değilim. Bugün namaz kıldıkları halde yardım yapan kurumlara mani olmak için iftira atanlar, imkanı olduğu halde yardım yapmayan ve o yardım kuruluşlarında görevlerini yeterince yerine getirmeyenlerin tamamının Yüce Allah’ın dinini tekzip edenlerin kategorisine girmeleri ihtimaldir. Dayanışma ve yardımlaşmada şevk ve zevkle çalışan tüm kardeşlerime selam ve dualarımı iletiyorum.