Ebu Hureyre (ra) den rivayet edilen çok kısa bir hadisi şerifte Resul- Ekrem’in (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : حجبت النار بالشهوات ، وحجبت الجنة بالمكاره.

"Cehennem şehvetlerle, Cennet ise nefse zor gelen şeylerle kuşatılmıştır.” (Riyazüssalihin muhtasarı/ 47 / Buhari Rikkah/ Müslim, Cenneh)

Bu hadisimiz şu iki mefhuma mebnidir; şehvet ve zorluk. Şehvet, iffet ile alakalı bir husustur. İffeti korumama neticesinde sahibini cehenneme götürür. Mekarih/zorlukları görmeden kulun cennete girmesinin kolay olmadığını anlıyoruz.

İffet, insanın dünyaya bakan yönüyle hayatın ruhsatsız azimetlerindendir. Bu hasleti yitirenin ne aklı ne dini ne canı ve ne de malı güvencede olmadığı gibi bunların varlığının insan üzerinde herhangi olumlu bir etkisi olamaz.

Hadiste geçen mefhumların sıra hikmeti üzerinden bir değerlendirme yapmak istesek kısaca şunu söylemek mümkündür. Şehvet insanoğlu için nefsin en cazip talebidir. Nefsin bu talebine karşı mücadele etmek en zor olan bir husustur. Onun için “cehennem şehvetlerle” , hemen ardından “cennet de zorluklarla çevrilidir” denilmiştir.

İslam’ın makasıd kitaplarında “mekasidüş-şeria” diye temel bir kaide bulunmaktadır. Bu temel kaideyi İslam kültür külliyatında sistematik olarak ilk ortaya koyan alim İmam Gazali’dir. Bunlar şeriatın temel maksatları demektir. Bu temel kaidelerin aslı Kur’an ve Sünnette bulunmaktadır. Ancak, sistematik ilkeler haline getirip derleyen İmam Gazali’dir. Bunlar beş temel kaide olarak zikredilmiştir. Can, mal, akıl, din ve neslin korunması diye zikredilen iffettir. Bunlar ulemamızca dinde korunması gereken zaruri kaideler manasında “zarureti hamse” diye de isimlendirilmiştir.

Dinin aslından da olsa bunları ikrah anında koruyup korumamada iki farklı hüküm veya kavram üzerinden değerlendirmektedirler. Bu iki mefhum, “Ruhsat ve Azimet” mefhumlarıdır

Ruhsat; daha çok ikrah/zorlama anında kişinin kabul etmek zorunda kalınca, birileri tarafından ya da hayatın akışında dini emirlerde bir takım kolay yollara baş vurmada mükellefiyeti iskat eden bir durumun adıdır. Bu durum ya tabiatın ya da birileri tarafından cebren içine düşülen duruma göre oluşan teklife teslim olurken mükellefiyeti sakıt kılan durumun adıdır. Azimet, yukarıdaki durumlarda teslim olmamak manasına gelen bir mükellefin duruşunun adıdır.

Korunması gereken beş temel esastan biri de neslin korunması şeklinde maruf olmuş namusun korunmasıdır. Fıkıh kitaplarımızda namus dışında ikrah esnasında dört madde de ruhsata sarılmak caiz görüldüğü halde, namusta azimet esas alınmıştır.

Mesela; Hudeybiye antlaşmasında Müşriklerle yapılan akit gereği antlaşma maddeleri imzalandıktan sonra gelenleri Müslümanların Medine’ye almayacakları ahdi vardır. Bu ahitten sonra gelen erkekler Medine’ye alınmadılar. Ama üç bayan geldiğinde ise, vahiy meseleye el koyarak ‘Namuslarınız antlaşmaya dahil değildir’ denildi.

Kısaca bir toplum şehvet konusunda bir bozulma söz konusu olmuşsa, o toplumun, dini, aklı, malı ve canı güvencede kalamaz. Bundan dolayı dünyada hiç kimsenin beş temel hakkı güvencede değildir. Çünkü dünyanın gücünü elinde bulunduranlar, iffetsizlik dosyalarıyla çalkalanmaktadır. Topluma bakan yönüyle ülkemizde özellikle sokaklarda iffetsizlik ve hayasızlığın ne halde olduğuna bakarak hayatta hiç kimsenin canı, malı, aklı ve dini yaşamının muhafaza altında olmadığının sebebinin, cehennemi çevreleyen şehvetin aleni işlenmesinden olduğunu anlar.