Mutluluğu hiç bu kadar yanlış yerde aramamıştı insan…
Tarihin hiçbir döneminde bugünkü kadar imkâna sahip olmadık. Evlerimiz daha konforlu, teknolojimiz daha gelişmiş, ulaşımımız daha hızlı. Dünyanın öbür ucundaki bir insana saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bunlara rağmen içimizde büyüyen bir boşluk var. Kalabalıkların içinde yalnız, imkânların ortasında huzursuz, sahip olduklarımızın gölgesinde mutsuzuz.
Neden?
Çünkü modern dünyanın bize fısıldadığı en büyük yalan, "Daha fazlasına sahip olursan mutlu olursun." düşüncesidir.
Daha büyük bir ev… Daha yüksek bir maaş… Daha lüks bir araba… Daha güzel bir hayat…
Bitmek bilmeyen bu "daha"lar, insanın ruhunu sessizce tüketiyor. Nefis doymaz; daha fazlasını ister. İnsanın huzurunu elinden alan da bu doyumsuzluktur.
Oysa mutluluk, ulaşılması gereken uzak bir hedef değildir. Çoğu zaman fark edilmeyi bekleyen en yakın nimettir.
Sabah gözlerini açabilmek…
Sevdiklerinin sesini duyabilmek…
Bir bardak su içebilmek…
Bir annenin duasını alabilmek…
Bir babanın gölgesinde yürüyebilmek…
Bunların hangisini dünyanın bütün serveti satın alabilir?
İnsan elindekilere alışıyor; kaybettiklerinin yasını ise yıllarca tutuyor. Sahip olduğu nimetleri sıradanlaştırıyor, kaybettiği şeyleri ise hayatının merkezi hâline getiriyor. Böyle olunca da mutluluk uzaklaşıyor, şükür azalıyor, huzur yavaş yavaş kalbi terk ediyor.
Oysa bizler, Rabbimizin "eşref-i mahlûkat" olarak yarattığı varlıklarız. Yeryüzündeki sayısız nimet istifademize sunuldu. Gören göz, işiten kulak, düşünen akıl… Bunların her biri başlı başına bir mucize değil midir? Sadece insan olarak yaratılmış olmak bile hamdetmek için yeterli bir sebeptir.
Hayat bazen güldürecek…
Bazen ağlatacak…
Bazen bekletecek…
Bazen de sabretmeyi öğretecek…
Çünkü olgunlaşan insanlar, çoğu zaman en zor imtihanların içinden geçerek olgunlaşırlar.
Kur'an-ı Kerim'de geçen o büyük müjdeyi çoğumuz biliriz:
"Şüphesiz her zorlukla beraber bir kolaylık vardır."
Bu ayetin en dikkat çekici yönü, kolaylığın zorluktan sonra değil, zorlukla birlikte var olduğunun haber verilmesidir. Demek ki Rabbimiz hiçbir imtihanı çaresizlikle göndermiyor. Her sıkıntının içine, onu taşıyacak bir güç; her gözyaşının içine, bir hikmet gizliyor.
Mesele, o hikmeti görebilmektir.
Çünkü insan acının içindeyken çoğu zaman sadece acıyı görür.
Hâlbuki yıllar sonra dönüp baktığında, "İyi ki yaşamışım." dediği nice olay vardır hayatında.
Belki o hastalık, Rabbine yaklaşmasına vesile olmuştur.
Belki o ayrılık, daha büyük bir yıkımdan korunması içindir.
Belki kapanan o kapı, hiç hayal etmediği başka bir kapının anahtarı olmuştur.
İşte kaderi güzel yapan da budur.
Biz sadece bugünü görürüz.
Allah ise sonunu da bilir.
Bu yüzden yaşadığımız her olayı sadece görünen sebeplere bağlamak eksik bir bakış açısıdır.
Evet, insanlar bize haksızlık edebilir.
Kalbimizi kırabilir.
Canımızı yakabilir.
Ama mümin bilir ki hiçbir yaprak Allah'ın izni olmadan dalından düşmez.
Yapana değil, yaptırana bakmak lazım.
Olayların arkasındaki ilahî hikmeti görebilmek gerekir. Çünkü bazen yaşadığımız olaylar Rabbimizin bizi olgunlaştırmak için kullandığı birer vesilelerdir.
Hayat, sadece istediğimiz şeylerin gerçekleştiği günlerden ibaret değildir.
Asıl hayat, istemediğimiz şeyler karşısında nasıl bir duruş sergilediğimizdir.
Şükür, nimet varken değil; nimetin kıymetini anlayabilmektir.
Sabır, beklemek değil; beklerken umudu kaybetmemektir.
Tevekkül ise hiçbir şey yapmadan oturmak değil, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a teslim edebilmektir.
Belki de şunu sormalıyız kendimize:
Gerçekten mutsuz olmamızı gerektirecek kadar büyük eksikliklerimiz mi var; yoksa elimizdeki nimetleri göremeyecek kadar kör mü yaşıyoruz?
İnsan, sahip olduklarının farkına vardığı gün zenginleşir.
Rabbine güvendiği gün güçlenir.
Şükretmeye başladığı gün huzuru bulur.
Çünkü mutluluk, daha fazlasına sahip olmakta değil; Allah'ın verdiklerinin kıymetini bilmektedir.
Zorluklar gelip geçer.
İmtihanlar sona erer.
Gözyaşları diner.
Yeter ki o kolaylığı görebilecek bir gönlümüz, ona güvenecek bir imanımız ve her hâlimizde "Elhamdülillah" diyebilecek bir kalbimiz olsun.