Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi, gerek Türkiye gerekse NATO açısından tarihi bir fırsattı. Ancak bu fırsatı, Donald Trump berbat etti ve üzerinde çok konuşulacak bir konu haline getirdi. Böylece NATO'nun gerçek misyonu da sorgulanır hâle geldi.

NATO'nun asli görevi, uluslararası güvenliği sağlamak, savaşları önlemek ve barışı korumaktır. Buna rağmen ABD Başkanı Donald Trump'ın Ankara'da, ev sahibi bir ülkede misafir konumundayken İran'a yönelik hakaretler ve tehditkâr açıklamalar yapması, diplomatik teamüller açısından kabul edilecek bir durum değil. Daha da dikkat çekici olan ise NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin bu söylemlere destek vermesi ve ittifakın buna karşı güçlü bir tepki ortaya koyamamasıydı.

İnsan ister istemez şu soruyu soruyor: "Sen kimsin? Nemrut musun, Firavun musun?" Hatta mecazi anlamda, "Acaba Firavun'un ruhu reenkarnasyonla Donald Trump olarak mı geri döndü?" diye düşünmeden edemiyor. Elbette bu, yalnızca Trump'ın güç dilini ve kibirli üslubunu anlatmak için kullanılan sembolik bir benzetmedir.

Dünyanın en güçlü askeri ittifakının liderleri Ankara'da bir araya gelirken beklenti; barışın, güvenliğin ve uluslararası hukukun konuşulmasıydı. Fakat zirvenin gündemine yine Trump'ın sert söylemleri damga vurdu. NATO'nun sessizliği ise birçok çevrede "İttifak, Trump'ın gölgesinde mi hareket ediyor?" sorusunu gündeme getirdi.

Daha da önemlisi şu soruyu sormak gerekiyor: Binlerce kilometre öteden gelen büyük güçlerin Ortadoğu'da yıllardır yürüttüğü askeri müdahaleler gerçekten dünyaya barış mı getirdi?

Afganistan... Irak... Libya... Ve bugün İran...
Her müdahale "güvenlik" ve "demokrasi" söylemleriyle başladı. Ancak geriye milyonlarca yerinden edilmiş insan, yıkılmış şehirler ve parçalanmış toplumlar kaldı. Tarih, sadece savaşların kazananlarını değil, geride bıraktığı acıları yazıyor.

Trump yönetiminin israil'e verdiği güçlü siyasi ve askeri destek de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olurken bu toplantıda hiç kimsenin kalkıp işgalci israil’in yaptıklarını dile getirmemesi büyük bir eziklik olarak kayıtlara geçti. Donald Trump eksik bir şey bıraktı belki de unutmuş olabilir. Şunu yapsaydı. Katil Netanyahu'yu konuk misafir olarak bu zirveye davet etmeliydi ki o zaman zirve de tam olarak amacına uygun bir zirve olurdu. Gazze'de iki yılı aşkın süredir devam eden savaşta yaşanan ağır sivil kayıplar nedeniyle birçok ülke ve uluslararası kuruluş sert eleştiriler yöneltirken, bazı devletler ve hukukçular yaşananları "soykırım" olarak nitelendirmekte, israil ise bu suçlamaları kabul etmeyerek Washington'un desteğini sürdürmesi ise ABD'nin tarafsız bir arabulucu olabileceğine dair soru işaretlerini artırmaktadır.
Asıl sorgulanması gereken yalnızca Trump değildir. Asıl sorgulanması gereken, uluslararası hukuku savunduğunu söyleyen kurumların neden aynı hassasiyeti her olayda gösteremediğidir. Güçlünün hukukunun mu geçerli olduğu, yoksa hukukun güçlüden de hesap sorabildiği bir dünya mı inşa edilecektir?
Türkiye ise tarih boyunca Doğu ile Batı arasında köprü kuran bir ülke olmuştur. Sizce Türkiye bu zirvede tarafsız mı kaldı?

Bugün dünya yeni bir yol ayrımındadır. Ya güçlünün haklı olduğu bir düzen kabul edilecek ya da hukukun herkese eşit uygulandığı bir uluslararası sistem inşa edilecektir.
Tarih bize defalarca göstermiştir ki sessizlik bazen tarafsızlık değildir; kimi zaman yaşananlara ortak olmaktır.
Ankara'daki NATO Zirvesi geride kaldı. Ancak geride bıraktığı en önemli soru hâlâ cevabını bekliyor:
Dünya gerçekten barışı mı savunuyor, yoksa sadece güçlü olanın çıkarlarını mı? Allah’a emanet olunuz.