Bir Müslümanın tüm emirlerini kabul etmek zorunda olduğu Kur'an’a ve anne babalarının da dahil olduğu binlerce yıllık coğrafyamız geleneğine zaten düşman olan Çağdaş Laik Atak, kendi kanununa bile kördür. Medyaların da örtülü kız çocukları görüntüsü üzerinden insanı dehşete düşüren bir öfke hali içinde yorumlar yapıyorlar. Kendisine yönelmiş hiçbir talep olmadığı halde bu düzeye ulaştırılmış öfke, kronik hastalık belirtisi olarak değerlendirilemez mi?
Sorarsan, daha önceki başörtüsü zulmüne gelen tepkilerin sonucunda oluşan iktidar kaybı, yani oy kaygısı nedeniyle, ergen olmuş olanların başörtüsü kararlarına saygı duyduklarını, yorumlarını masum çocuklar için yaptıklarını söyleyeceklerdir.
Oysa Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 340 ve 341. maddeleri gayet açıktır.
TMK Madde 340 - Eğitim
(1) Ana ve baba, çocuğu olanaklarına göre eğitirler ve onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâkî ve toplumsal gelişimini sağlar ve korurlar.
TMK Madde 341 - Dini Eğitim
(1) Çocuğun dinî eğitimini belirleme hakkı ana ve babaya aittir.
(2) Ana ve babanın bu konudaki haklarını sınırlayacak her türlü sözleşme geçersizdir.
(3) Ergin, dinini seçmekte özgürdür.
Ama laik atak geçirenlerin genel profilinin en başat karakteri kanuna uymak değil sürekli üstenci bakmaktır. Kanunlar onlar için değildir! Onlara göre çocuğuna örtünmeyi öğreten her anne-baba zaten gerici ve yobaz olduğundan anne ve baba olma, çocuklarını kendi inançlarına göre eğitme hakları yoktur. Onlar çağdaş, medeni olduklarından (!) genelde çocuk bile doğurmazlar. Sadece başkalarının çocuklarının zihinlerine prangalar vurmakla, ikna odaları ile uğraşırlar.
Bu zihin değişmiyor, bu kin bitmiyor. Peki neden sorusunun mantıklı bir cevabı olmayacaktır Halkının kahir ekseriyetinin kendini Müslüman diye tanımladığı bir coğrafyada kendi halkının yaşam tarzına savaş açmanın mantığı kurulabilir mi?
Kaldı ki eğer bir dayatma veya zorbalık, ahlak bozuculuk veya suç unsuru yoksa, vatandaşların kendi düşüncesini yani yaşam tarzına dair düşüncesini propaganda etme hakkı bile yok mudur?
İşte Anayasa Madde 25 (Düşünce ve Kanaat Hürriyeti):
Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebeple ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Madde 26 (Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti):
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.
Yaşam tarzınıza müdahale, kanunlara muhalefet yokken, ebeveynlerin ve çocuklarının hayatlarını belirleme hakkının ihlalini hangi üstenci hastalıklı düşüncenize dayandırıyorsunuz? Bu gericilik ve yobazlık değil de nedir?
Doğrusu bu narsist düşüncenin alt zihin kodlarında var olduğu sanılan “kültürel sermayenin” diplerde olduğunun, kişinin zihnine değil, kılık kıyafetine kadar indiğinin şahitleri olduk. Hayatımız, efendileriniz olarak kabul ettiğiniz Barbar Batı uygarlığına karşı kendinize biçtiğiniz düşük saygı, alçaklık hissi travmalarınızın kurbanı olmakla geçti. Yetmedi mi? Gerçek şu ki o buyurgan, o küçümseyici, kibirli söylemlerinizi, o bilimcilik, akılcılık, çağdaşlık zihninin nefrete dönüşen narsizmini durdurmak bir türlü mümkün olmuyor. Çünkü üstenci bakışınızın içinde, dilinizden düşürmediğiniz hümanizmden, bir hardal tanesi kadar ruh yoktur. Siz farklı düşünenler ile diyalog kurmayı, empati kurup anlamayı-anlaşmayı değil ancak zorla dikte etmeyi bilirsiniz. Reddetmeden önce çok yakın tarihinize bir bakın derim ama kalp gözleri körleşenlerin, kulakları sağır olanların yaptıkları zulümlerden mahcubiyet hissetmediğini de iyi bilirim.