Srebrenitsa denince zihinlerde gözü dönmüş Sırp caniler, mazlumların kalleşçe katliamdan geçirilmesi canlanır. Sahipsizlik, mazlumiyet ve dünyanın gözleri önünde, sözde medeni Avrupa’nın merkezinde kadın ve çocukların feryadı inler.
NATO, BM ve AB’nin gözünde mazlumların, bilhassa Müslümanların hiçbir değer ve kıymet ifade etmediği bir kez daha anlaşılır.
11 Temmuz 1995 yılında Sırp canileri, BM tarafından sözde "güvenli bölge" ilan edilen Srebrenitsa’da 8 binden fazla Müslüman Boşnağı katletti. Aradan 31 yıl geçti ama acısı taze, yarası hâlâ kanamaya devam ediyor. Çünkü adalet yerini bulmadı, yaşanan bu kadar acıdan hâlâ ders alınmadı.
Öyle demişti Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç: "Ne yaparsanız yapın, soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır."
Srebrenitsa’dan gerekli ders alınsaydı bugün Gazze’yi yaşamayacaktık. Ne farkı var Srebrenitsa ve Gazze’nin? Ne farkı var yerle bir edilen Gazze ile Minab’ın? Çok değil, daha 5 ay önce Minab’da ABD emperyalizmi tarafından bir ilkokulun vurulmasıyla 168 kız çocuğu, öğretmenleriyle birlikte katledildi.
Gazze’de Siyonistlerin vahşet uyguladığı yerler de tıpkı Srebrenitsa gibi "güvenli bölge" ilan edilmiş yerlerdi. Zorla evlerinden, yurtlarından çıkarılan mazlum Filistinliler; sözde güvenli bölgelere, okullara, hastanelere ve BM binalarına toplatıldı. Bunun hemen ardından ise hiçbir ilke ve kanun tanımayan Siyonistlerin karadan ve havadan bombardımanı başlatıldı.
İran, ABD ile müzakereleri yürütürken Siyonistler ve ABD tarafından haince saldırıya uğradı.
Zalimlerin ve mazlumların isimleri değişse de zulüm asla durmadı. Ancak zulmün kaçınılmaz bir yönü vardır: Hiçbir zaman gizli ve karşılıksız kalmaz.
"Küfür devam eder ama zulüm asla" fermanıyla, zalimler hiçbir zaman abat olmamıştır.
İşte Srebrenitsa katliamının faili olan Sırplar da suç delillerini gizleme yoluna gitmişlerdi. Binlerce Boşnağın naaşını derin toplu mezarlara gömdüler; uydudan ve havadan fark edilmesin diye de üzerlerini yerel bitki örtüsüne uygun toprakla kapattılar. Fakat Allah’ın bir eseri ve askeri olan doğa devreye girdi.
Toplu mezarların olduğu bölgelerde toprağın yapısının bozulması ve cenazelerin toprağa karışmasıyla, mineral açısından oldukça zengin bir toprak tabakası oluştu. Bu özel toprak yapısı, sadece o bölgeye has olan "Artemisia vulgaris" (yabani pelin otu) gibi bazı özel bitki türlerinin hızla çoğalmasına yol açtı. Pelin otunun aniden yayılması ise sadece bu bitkiyle beslenen Mavi Kelebek türünün o bölgelerde olağanüstü derecede çoğalmasını sağladı.
Mavi kelebeklerin belli bölgelerde sürüler halinde uçuşması, yerel halkın ve uzmanların dikkatini çekti. Kelebeklerin ve pelin otunun yoğunlaştığı alanlarda kazılar yapıldığında, yerin metrelerce altında saklanan yüzlerce katledilmiş mazlumun cesedine ulaşıldı.
Kısacası; Sırp canilerinin bulunmasın diye derinlere gömdüğü naaşlar toprağı besledi, o toprak pelin otunu büyüttü, pelin otu mavi kelebekleri çekti ve kelebekler de kayıplarını arayan Boşnaklara rehberlik etti.
Katledilen mazlum Boşnakların naaşlarının bulunmasına rehberlik eden Mavi Kelebekler, bir gün de Gazze’ye uğrar mı? Allah Teâlâ Gazze’deki mazlumların feryadına nasıl ve ne şekilde cevap verir? Dökülen bunca mazlum kanının feryadı Müslümanları ve insanlığı nasıl uyandıracak, harekete geçirecek? Siyonist işgal rejimi ve ona destek verenlerin sonunu nasıl getirecek, bu helake kimleri vesile edecek?
Yüce Yaradan kelebekler yerine Ebabilleri mi, melekleri mi yoksa sayısını ve isimlerini bilmediğimiz başka askerlerini mi gönderir bilemiyoruz. Ama kesin olan bir şey var ki, bu zulüm sistemi en nihayetinde alaşağı olacaktır.
Srebrenitsa'yı, Gazze'yi ve bütün şehitlerimizi rahmetle yâd ediyoruz...