“Cinsiyet değiştirme/iptali ile ilgili yasada değişiklik öneren kanun taslağı“ daha önce 10. ve 11. Yargı Paketlerinden çıkarılmıştı, şimdi de 12. Yargı Paketinden çıkarıldı.
Böylece LGBTI Lobisi, tam üç kere Ak Parti'ye-Hükümete geri adım attırdı. Daha doğrusu, Ak Parti'nin - Hükümetin aileyi korumaya dair bütün sözlerini kendisine yedirdi.
Kendilerini “Kızıl Partili Kadınlar” olarak tanımlayan LGBTI savunucuları, bu zaferlerini şu sözlerle kutladılar: “12. Yargı Paketinde nafaka hakkını gasp etmeyi amaçlayan düzenlemeler ile LGBTI’leri hedef alan yaş sınırı girişimi geri çekildi. Bu kazanım, haklarımızdan vazgeçmemenin, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin sonucudur. Mücadele ettikçe kazanıyor, kazandıkça güçleniyoruz.”
İster istemez insan şöyle düşünüyor: Bir zamanlar İstanbul Sözleşmesini eleştiren Abdurrahman Dilipak hakkında 81 ilde, aynı gün ve saatte suç duyurusunda bulunan Ak Parti’nin Kadın Kolları da bu taslağa karşı olmalı ki, geçit vermiyor!
Anılan taslağı hazırlayan komisyona başkanlık yapan Sayın Zeki Bayraktar da, yaşadığı hayal kırıklığını özetle şu sözlerle açıklıyor:
“Üç bakanlığın ortak mutabakatı ile hazırlanan ve Cumhurbaşkanımızın da defalarca kez beyanlarına yansıyan bu taslak, üstelik meclise kadar da geldiği halde üçüncü kez geri çekilmiş oldu, Neden?
Üç yılı aşkın bir süredir akademisyenlerin, ilgili bürokratların, milletvekillerinin ve ilgili bakanlıkların ve dahi Cumhurbaşkanlığının üzerinde çalıştığı bu çalışma önemli değişiklikler içeriyor ve mevcut yasadaki boşlukları büyük ölçüde gideriyordu. Ancak maalesef bu kez de Meclis’in kapısından geri döndü. (…)
Bildiğim bir şey var ve bunu Sağlık Bakanlığındaki ilgili Bilim Komisyonunun başkanı olarak Bakanlığa rapor ettiğim için kamuoyu ile de paylaşmak istiyorum:
Mevcut yasada çok ciddi boşluklar var ve bu boşluklardan yararlanan bazı doktorlar bu ameliyatları mahkeme kararı olmadan (yani mevcut yasaya bile uymadan) yapıyorlar. Yani bu ameliyatlar şu anda takır takır yapılıyor. Cinsiyet kimliği henüz stabil hale gelmeyen gençleri doğruyor, sağlıklı organlarını alıyor, sakatlıyor ve geri dönüşü olmayan organ, doku ve işlev kayıplarına neden oluyorlar. Yani yüzde yüz kanuna aykırı işlem yapıyorlar. Ancak buna karşı etkili bir yaptırımla veya cezai müeyyide ile karşılaşmıyorlar. Çünkü Türk Ceza Kanunu’nda bu fiilleri açıkça tanımlayan özel bir suç düzenlemesi bulunmuyor (TMK 40’a aykırı işlemler yapılıyor ama TCK’da cezai müeyyidesi yok).
Sağlık Bakanlığı şu anda ülke genelinde teftişler yapıyor ve tespit ettiği kanuna aykırı işlemleri savcılığa intikal ettiriyor ama maalesef somut bir sonuç çıkmıyor. Çünkü TCK’da böyle bir suç tanımlanmış değil.
Cinsiyet kimliği henüz stabilleşmemiş gençlerimiz takır takır doğranıyor, sakatlanıyor ve cinsiyetleri iptal ediliyor. Bunları daha ne kadar seyredeceğiz? Ne kadar daha sürecek bu ihmal, bu boşluk?
Taslak metin yasalaşsa idi, bunlar yapılamazdı. Çünkü sadece mahkemeye müracaat için yaş sınırı 18’den 25’e çıkarılmıyor, bu ameliyatları mahkeme kararı olmadan yapanlara ceza da getiriliyordu. Ama olmadı. Yine olmadı. (…) Hükümetin ve hassaten Cumhurbaşkanımızın aile yılı kapsamında bu konuda vaat ettikleri vardı, bunlar ne olacak?
Aktivist gruplar, “biz geri adım attırdık, bu taslağı biz çıkarttık paketten” deyip duruyorlar.
Hükümet ve Meclis, halkı değil de bunları mı dinliyor? (…) Hükümet veya Ak Parti cephesinden neden herhangi bir açıklama gelmiyor?”

Sonuç: Cumhuriyet Tarihi boyunca aile kurumunu en fazla tahrip, iğfal ve ifsat eden yasaları çıkaran partinin CHP veya başkası değil, Ak Parti olduğu gerçeğini kabul etmezsek, daha çok hayal kırıklıkları yaşayacağımız şüphesizdir.