Amerikan ve israil ittifakının 28 Şubatta başlattığı saldırıların geldiği noktaya baktığımız zaman hedefler, amaçlar ve sonuçlar konusunda hiçbir yere ulaşılamadığını söyleyebiliriz.
İlk günlerde İran’ın nükleer silah edinmesinin önlenmesi, rejimin değiştirilmesi, balistik füze gücünün tasfiyesi gibi konular konuşulurken şimdi “Hürmüz boğazının açık tutulması” en önemli amaç haline gelmiş gibi görünüyor.
Hava saldırılarının İran’ı zayıflatmaması sonucunda “vekil güçlerin de desteğiyle” bir kara savaşının gündeme geldiği bu günlerde bazı Amerikan ve israilli uzmanlar tarafından nükleer silahın kullanılması bir seçenek olarak öne sürülüyor.
Şimdilik İran’ın sahip olduğu geniş coğrafya ve nükleer silaha sahip olma ihtimalinden dolayı bu seçenek ciddi biçimde masaya gelmiyor; ama iki işgalci ve soykırımcı gücün yakın tarihine baktığımızda “nükleer silah kullanma” ihtimalini her zaman göz önünde bulundurmak gerekir.
Biliyorsunuz dünyada ilk ve tek nükleer silah kullanan ve büyük katliamlar gerçekleştiren devlet Amerika’dır.
Evet, bu vahşi katliamlar İkinci Dünya Savaşının sonlarında gerçekleştirilmiştir.
İkinci Dünya savaşının bitmesine doğru “teslim olmayı reddeden” Japonya’ya karşı ABD tarafından kullanılmıştır ilk nükleer silah. Dönemin ABD Başkanı Truman’ın bombanın kullanılma gerekçesi şudur: Japonya teslim olmamaktadır. Japonya’nın işgaline yönelik bir hareket büyük kayıplara neden olabilecektir. Atom bombasının kullanılma nedeni işgale girişip büyük kayıplar vermeden Japonya’yı teslim olmaya zorlamaktır.
Amerika, 6 Ağustos 1945’te ilk olarak Hiroşima’yı vurmuştur. Atom bombası ile 140 binden fazla sivil öldürülmüş, 100 binden fazla sivil ağır yaralanmıştır. Üç gün sonra da Nagazaki kenti vurulmuştur.
Kayıplar sonradan katlanarak artmıştır, çünkü radyasyon nedeniyle hastalıklar ortaya çıkmış, bombalamada bölgedeki tüm hastaneler yıkılmış ve sağlık personeli öldürülmüştür.
Sözünü ettiğimiz tarih bundan 80 sene öncesidir ve o dönemde kullanılmış olan nükleer silahlar günümüzdekilerine oranla çok küçük ve etkisizdir.
israil ise nükleer silah kullanmamış; ama kendini sıkıntıda hissettiği ya da kayıp vermek istemediği her ortamda bu tehdidi dile getirmiştir.
Şu anda bile Gazze’nin atom bombasıyla yok edilmesi çağrısı yapan israilli siyasetçiler bu çağrılarını açıkça yapmaktadırlar.
İkinci Dünya savaşı sonrası dünya iki kutba bölündü. Hem Batı blokunun hem de Doğu blokunun elinde nükleer silahlar bulunduğu için bu silahların kullanılacağı bir savaşın sonuçlarını her taraf tahmin ettiği için daha temkinli adımlar atmaya çalıştılar.
1950’lerden Sovyetler Birliği’nin dağıldığı tarihlere kadar yaşanan kontrollü gerginliklere “Soğuk Savaş” adı verildi.
Soğuk savaş döneminde deklare edilmeyen; ama herkesin uyduğu iki önemli kural vardı: Nükleer silahlara sahip olan hiçbir devlet başka bir nükleer silah sahibi devlet ile savaşa girişemez. Bir de nükleer silah sahibi devlet nükleer silahı olmayan bir devlet ile savaşırsa nükleer silah kullanamaz.
Dünya resmen iki kutup şeklinde bölünmüştü o dönemde ve aslında “tarafsız” gibi görünenlerin birçoğu da bir blok ile anlaşmalıydı.
Nükleer silah sahibi olmayan ya da bloklardan birinde yer almayan her ülke sıkıntı ile karşılaşabilirdi.
Günümüzde bu durum daha da belirgin bir hal almıştır.
Amerika ve uluslararası kimi kurumlar ile hareket ederek İran’ın uranyum zenginleştirmede sınırları aşarak silah üretme noktasına gelmemesi için çalışan birçok ülke liderinin içinde tehdit altında olmamak için “nükleer silah sahibi olma arzusu” vardır.
Eylül 2019 tarihli İletişim Başkanlığı kaynaklı bir haber ile konuyu açmak istiyoruz:
“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan çarşamba günü, ülkesinin nükleer silah edinebileceğine dair sinyaller verdi. Bazı ülkeler nükleer başlıklı füzelere sahip olurken başka ülkelerin aynı silahlara sahip olmasının engellenmesini kabul edemeyeceğini söyleyen Erdoğan, “Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var. Bir tane, iki tane değil. Benim elimde neden nükleer başlıklı füze olmasın, ben bunu kabul etmiyorum.” açıklamasında bulundu.
Eğer Venezuela’nın elinde nükleer silah bulunsaydı, Amerika bu kadar kolay saldırıya geçip petrolüne çökebilir miydi?
Sanırım birçok ülke lideri bu sorunun cevabını düşünmektedir.