Dünya, belki de tarihinin hiçbir döneminde bugünkü kadar hızlı yaşamadı. Haberler saniyeler içinde kıtaları dolaşıyor, görüntüler birkaç dakika içinde milyonlarca insana ulaşıyor, acılar bir tuşla evlerimize kadar giriyor. Fakat bütün bu hız, beraberinde unutkanlık felaketini de getirdi. Artık acıyı da sevinci de çok çabuk unutuyoruz.
Bir zamanlar insanların hafızasına kazınan olaylar yıllarca konuşulurdu. Bugün ise dünyanın öbür ucunda bir şehir yerle bir oluyor, binlerce çocuk hayatını kaybediyor, vicdanları sarsacak görüntüler ekranları kaplıyor; birkaç gün sonra ise sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi aynı ekranlar yeni bir magazin haberiyle, yeni bir tartışmayla, yeni bir gündemle doluyor...
Acılar bitmeden, acılar tam olarak hissedilmeden gündemin değişmesi, çağımızın en büyük trajedilerinden biri haline geldi.
Gazze bunun en görünür örneğidir.
Aylar boyunca bombaların altında yaşamaya çalışan çocukları gördük. Hastanelerde anestezi yapılmadan kesilen kollar, bacaklar gördük. Evladının başsız bedenini taşıyan babaları izledik. Enkazların arasında annesini arayan çocukların çığlıklarını duyduk. Açlığın bir silah hâline getirildiğine, suyun bile insanlardan esirgendiğine şahit olduk.
İnsanlığın en büyük imtihanlarından biri de tam burada başladı. İlk günlerde milyonlarca insan meydanlara çıktı. Dualar edildi, gözyaşları döküldü, sosyal medya hesapları aynı fotoğraflarla doldu. Fakat zaman geçti. Bombalar hızını kesmeden Gazze’ye düşerken yeni krizler konuşulmaya başlandı.
Modern çağ, insanlara bilgi vermeyi başardı; fakat ne yazık ki hafıza kazandıramadı. Her şeyi görüyoruz, ama hiçbir şeyi uzun süre taşımıyoruz. Acılara üzülüyoruz, ama acıları dindirecek iradeyi gösteremiyoruz. Vicdanlarımız, telefon ekranlarını aşağı kaydırdığımız hızla yeni gündemlere geçiyor.
Aslında unutmak sorun değil, çünkü unutmak insanın tabiatındandır. Asıl sorun, unutmaya razı olmaktır, unutmayı içselleştirmektir, çünkü razı olmak, ahlaki bir tercihtir.
Bugün Gazze'yi unutmak, sadece bir coğrafyanın unutulması olarak görülmemelidir. Gazze'yi unutmak; adaleti, merhameti, insanı ve en önemlisi kendi insanlığımızı unutmaktır.
Çünkü Gazze, insan vicdanının sınandığı yerdir. Oradaki trajediye sessiz kalan her vicdan, Gazzeli çocuklarla birlikte enkaz altında kalmaktadır. Şunu unutmayalım ki terörist israilin zulümde haddi aşması onun gücünden değil, zulmü unutanların sessizliğinden kaynaklanmaktadır.
Bugün çocuklar açlıktan ölürken dünyanın büyük bölümünün ekonomik hesaplar yapması, diplomatik denge arayışlarını insan hayatının önüne koyması, uluslararası hukukun yalnızca güçlülerin işine geldiğinde hatırlanması; aslında unutmanın kurumsallaşmış hâlidir.
Yani unutmak bireysel olmaktan çıkıp devletleri, kurumları, medyayı etkisi altına alan küresel bir hastalığa dönüşmüş durumdadır.
Hatta bazen toplumlar, kendi vicdanlarını koruyabilmek için unutmayı bilinçli bir savunma mekanizmasına dönüştürürler. Çünkü hatırlamak sorumluluk yükler. Hatırlayan insan, tarafsız kalamaz. Hatırlayan insan, mazlumun sesini duymaya devam eder. Hatırlayan insan, kendi konforunu sorgular.
Belki Gazze'deki bir çocuğun hayatını tek başımıza kurtaramayabiliriz. Savaşları tek başımıza durduramayabiliriz. Büyük devletlerin politikalarını değiştiremeyebiliriz. Ama unutmamayı seçebiliriz. Çocuklarımıza Gazze'yi anlatabiliriz. Dualarımızda onları yaşatabiliriz. Yardımlarımızı sürdürebiliriz. Mazlumun adını, gündemden düştüğü günlerde de anmaya devam edebiliriz. Çünkü unutulmayan her acı, insanlığı düştüğü gafletten uyandırmak için tutulan bir vicdan nöbetidir.
Belki de bugün Gazze'nin dünyadan istediği ilk şey, ekmekten önce "Bizi unutmayın" feryadıdır.
Çağımız, kötülüğün sıradanlaştığı, kötülüğün hayatın bir parçası haline geldiği bir çağdır. Öyle olmasaydı bombalar, sıradan haber bültenine dönüşmez, ölen çocuklar istatistiki bilgi olarak kayıtlara geçmez; acı, ekranlarda birkaç saniyelik görüntüye indirgenmezdi.
Gazze, bize sadece savaşın ne kadar acımasız olduğunu göstermiyor. Aynı zamanda hafızasını kaybeden bir dünyanın, vicdanını da kaybettiğini gösteriyor. Unutmayalım ki insan, bazen hatırladığı kadar insandır.