Hz. Muhammed (sav) Veda Hutbesi’nde "Müslüman Müslümanın kardeşidir" diye haykırırken, ne "Şii" ne de "Sünni" kelimeleri İslam’ın lügatinde birer kimlikti. O gün tek bir ümmet, tek bir saf ve tek bir kıble vardı. Bugün ise o safların arasına çekilen mezhep duvarları, Peygamber’in mirasına sıkılmış en ağır kurşundur.
Yüce yaratıcımız tarafından inen ayetlerin hiçbirinde "Sünni olun" ya da "Şii olun" ibaresi geçmez. Allah, kullarına "Müslümanlar" adını vermişken; bizler beşerî yorumları, siyasi hırsları ve tarihsel kırgınlıkları alıp vahyin üzerine giydirdik. Vahiy Birleştirir, Yorum Böler: Kur’an "Bölünmeyin" dedikçe, bizler "ama benim imamım", "ama benim halifem" diyerek parçalandık.
Mezhepler, İslam’ı anlama çabasıdır; İslam’ın kendisi değildir. Ancak bizler, yüzlerce yıl önce ölmüş siyasetçilerin kavgalarını bugünün "iman şartı" haline getirdik.
Allah’ın sustuğu yerde biz neden bu kadar çok konuşuyoruz? Allah’ın mutlak kıldığı birliğe, insanın göreceli yorumuyla neden savaş açıyoruz?
En sarsıcı gerçek şudur: Mezhebini dininin önüne koyan, aslında kendi zihnindeki kurguyu kutsamaktadır. Hz. Peygamber bugün aramıza dönseydi; saflarımıza bakıp "Ben size birbirinizin boynunu vurun, birbirinize 'öteki' deyin diye mi bu dini bıraktım?" diye sormaz mıydı?
Kerbela’nın yasını tutarken yeni Kerbelalar icat etmek, Hz. Ali’yi sevdiğini iddia edip Hz. Ali’nin "kardeşim" dediğine nefret kusmak; bu sadece cehalet değil, vahyin özüne karşı girişilmiş bir darbedir. Siyasi bir liderlik mücadelesini alıp "ilahî bir zorunluluk" gibi pazarlamak, dini ideolojiye kurban etmektir.
Bu ayrışma Allah’ın muradı değil, tarihin tozlu sayfalarındaki iktidar hırslarının tortusudur. Bizler bugün, bin yıl önceki saray kavgalarının nöbetini tutuyoruz.
İslam, mezheplerden önce de tamdı, mükemmeldi.
İmamların, alimlerin ve liderlerin sözleri "din" değil, "fikirdir". Hiçbir fikir, müminin kanından daha kutsal değildir.
Gerçek Müslümanlık, mezhep duvarlarını yıkıp Peygamber’in o geniş saflarına geri dönebilme cesaretidir.
Sonuç olarak: Hz. Muhammed’in zamanında olmayan her türlü keskin ayrım, ümmetin kalbine saplanmış bir hançerdir. Bizler aynı ağacın dallarıyız; ancak dallar birbirini kırmak için rüzgar beklerse, ağaç kurur, gölge biter. Kendi ellerimizle kurduğumuz bu "yorum hapishanelerinden" çıkmadıkça, gerçek hidayete eremeyiz.