Bugün 26 Haziran Cuma..

Susa Cami yarenlerinin şehadetlerinin 34. Yıldönümü.

1992’de Diyarbakır Silvan ilçesine bağlı Susa(Yolaç) Köyü Camii’ne saldıran Pkk militanları, yatsı namazını henüz kılmış cami cemaatini kurşuna dizmişti. Saldırıda yaşları 14-15 olan ikisi çocuk, dördü kardeş, ikisi baba oğul olan toplam on Müslüman şehid olmuş, beş kişi de yaralı kurtulmuştu.

92’de Diyarbakır’da bu elim olayı duyduğumuzda herkes gibi şok geçirmiştik.

Bir İslam diyarı olan ülkemizde, bir köy camimize saldırıp içerisinde Allah için namaz kılanları katledenler Müslüman olamazdı!..

Çünkü Müslümanların azınlık olduğu kimi dünya ülkelerinde camilere yönelik saldırılar ya farklı dinlere mensup aşırıların işi veya kaos peşinde koşan siyonist emperyal güçlerin marifetiydi.

Mesela; Filistin’de El Halil Camii’ne saldırı düzenleyen siyonist bir Yahudi’ydi ve saldırıyı gavurluğundan yapmıştı. Susa Cami katliamı da olsa olsa ülke içerisinde ajanları vasıtasıyla operasyon çeken İslam düşmanı gavurların işi olmalıydı diye düşünüyorduk…

Ancak durum bildiğimiz gibi değildi.

Ne gavur ne de başka ülke ajanları; Susa Camii’ne saldırıp cami cemaatini kurşuna dizenler Pkk militanlarıydı. Nüfus cüzdanlarındaki din bölümünde İslam yazıyordu maalesef. Ancak bu katiller; Pkk’nin, Kürdistan halkının İslami inanç, gelenek ve kültürünü zehirlemeye çalıştığı Marks-Lenin’in komünizm ideolojisinden içip zehirlenmişlerdi.

Bu korkak katillerin asker kıyafeti giyerek kahpece Susa Camii’ne saldırmalarının ana nedeni; daha önce bu insanlara ‘Pkk’ye katılmaları, katılmıyorlarsa boyun eğmeleri ya da topraklarını terk etmeleri’ yönünde tehditlerde bulunmuşlardı. Bu mütedeyyin dindar insanlar da Pkk’nin kirli ideolojisini kabul etmediklerini, Pkk’nin saldırması halinde kendilerini savunacaklarını belirtmişlerdi.

Pkk’nin o bölgedeki çeteleri de direk bir saldırıyı göze alamayınca askeri kıyafetle kendilerini kamufle etmiş ve olay sonrasını ise “Asker, köylerimizi basıyor, Kürt halkımızı katlediyor” yalanıyla Kürt halkını manipüle stratejisi gütmek istemişlerdi. Saldıranların asker değil Pkk militanları olduğu, saldırıdan yaralı kurtulanlarca ifşa edilmişti.

Ama Pkk’nin askeri kıyafetle saldırmasının altında yatan farklı gerçekler de vardı

Dönem, askeri vesayetin hükümetleri kontrolünde tuttuğu “Eski Türkiye” dönemiydi. JİTEM ve benzeri kliklerin gayrimeşru işler, faşizan uygulamalarla Kürt halkına yönelik zulümleri kol geziyordu. Pkk de, askeri kıyafetli saldırıyla bir taşla iki kuş vurmak istemişti, ancak hesap tutmamıştı.

Hiçbir zaman da tutmayacaktı.

Aradan yıllar geçse de 6-8 Ekim vahşetleri, Dürümlü Köyü katliamı gibi Türk-Kürt ayırmaksızın sayısız vahşete imza atan Pkk hiçbir zaman amacına ulaşamadı ve ulaşamayacaktı da…

Çünkü Pkk, kurulduğu günden bu yana başta Kürt halkı olmak üzere herkesi kandırıyordu. Müslüman Kürt halkının Tek Parti döneminden bu yana maruz kaldığı ırkçı politikalar, zulümlere son vereceğini iddia eden Pkk, meğer uluslararası şer güçlerin bir yanda komünizm, sapkın ahlaksızlıklar gibi ideolojik misyonunu icra ederken, diğer yandan on binlerce Kürt gencini emperyal güçlerin kirli amaçlarına telef ettirdiği paramiliter taşeronluk görevini yürütüyormuş…

Ama bitti elhamdülillah, o zulüm dolu günler geride kaldı.

Başta mazlum Susa Camii şehitlerinin ahı olmak üzere bugüne kadar katledilen on binlerce insanın kanı, Pkk’yi kendini feshetme noktasına getirdi. Dileriz son anda bir B planı öne sürmez, süreci yine sabote ederek intihara yeltenmezler.

Susa Camii şehidlerini bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyorum…