Reha Muhtar, öldü. Doksanların en popüler TV sunucularındandı.

“Acı var mı acı..” repliğiyle tanınır olmuştu.

Yakın zamanda görüntülendiği bir mekanda gömlek düğmeleri yarıya kadar açık oturduğu yerde uyuklamış perişan hali gündem olmuştu.

Geçtiğimiz günlerde ise iki kişinin kolları arasında bitkin şekilde yürürken kendisine uzatılan mikrofonu görünce geçmişteki “Paparazzi”li dönemlerini hatırlamış olacak ki, “Her şeye geri döneceğim..” diye konuşuyordu.

Ardından içinde bulunduğu acziyeti hatırlayınca; “Her şeyiniz varken bir anda hiçbir şeyiniz kalmayabiliyor. Etrafımdaki herkes elimdeki her şeyi aldılar. Buna çocuklarım da dahil” diyerek düştüğü sefaleti ifade etmişti.

Düştüğü ibretlik durumun vahametini tam anlayamamış olacak ki muhabirin “Efendim geri döneceğim derken neyi kastettiniz” sorusu karşısında yine cür-u huruşa gelmiş ve “Basına, televizyona.. Her şeye geri döneceğim” diye cevaplamıştı.

Ancak dönemedi, ecel geldi ve göçtü.

Hani derler ya “dünya kime kalmış ki” Reha Muhtar’a kalsın.

Ölenin arkasından genelde iyi konuşulur ama rahmetli geçmişte çok ah aldı çok…

Postmodern darbecilerin 28 Şubat 1997’de Refah-Yol hükümetini yıktığı yıllarda Muhtar, darbecilerin gönüllü medya ayakçılığını yapıyordu.

‘Eski Türkiye’de devlet iradesine çöküp siyasete balans ayarı veren askeri vesayet, hükümetler kurdurup hükümetler yıkarken, vesayetin medya ayağı ise; okullarda namaz kılan gençleri sanki teröristmiş gibi sunuyor, üniversite kapılarının yüzlerine kapatıldığı başörtülüleri de öcü gibi gösterip “örümcek kafalı”, “gericiler” şeklinde hakaretlerde bulunuyorlardı.

Reha Muhtar, İslam’a ve kutsallarına düşmanlığını gizlemeyen, inancını gereği gibi yaşamak isteyen Müslümanlara yönelik provokatif, mahkum edici, alaycı tavırlar sergileyen bir tipti. Görevden el çektirilen mütedeyyin insanlara yönelik acımasız ifadeler kullanıyordu.

Genel yayın yönetmeni olduğu TV’de yönettiği “Ateş Hattı” programında elinde bir gazete paçavrasının “Lisede namaz” manşetli bir haberine atıfla tartıştığı konuklarına bağıra çağıra saldırırcasına “Bu suçtur” diye höykürüyordu ekran muhtarı Reha.

Tüm dinlere eşit mesafede duran olarak tanımlanan laikliğin yılmaz savunucu olduğunu her fırsatta dile getiren Muhtar’ın laiklik anlayışı ise Hristiyanlık ya da farklı dinlere hoşgörülü yaklaşırken İslam’a düşmanlık sergilemesi anlaşılır gibi değildi.

Namaz kılan liseli gençleri, başörtü takan üniversiteli kızları suç işliyormuş gibi gösteren, mütedeyyin insanları işinden etmekle kalmayıp mahkum eden zihniyetin adeta medya sözcülüğünü yapıyordu Reha Muhtar…

Cenaze namazına katılanlara imamın “Nasıl bilirdiniz?” Sorusuna ne derler bilmiyorum ama…

28 Şubat’ın en soğuk rüzgârlarına maruz kalanlar olarak bizler, ekran Muhtar’ını; “İyi bilmezdik hocam…”

***

YETER ARTIK!..

Aslında Venezuela devlet başkanına yönelik ihanet yüklü operasyonel PİAR gösterimi, hegemonik güç zehirlenmesine tutulan ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının başarıya ulaşması için atılmış bir adımdı, lakin tutmadı.

Venezuela’da Maduro’nun çevresi satın alınmıştı. İran için ise önce yıllarca palazlandırılan PYD düşünülmüş ancak Suriye devrimi sürprizi ABD’yi PJAK ve benzeri örgütlere yönlendirmişti. Yanı sıra muhalif kesimi sokaklara dökerek terörist israille 28 Şubat’ta üstelik müzakereler sürerken çok yönlü saldırılar başlatmışlardı.

Trump’ın 4-5 hafta sürecek diye belirttiği saldırıların üzerinden dört ay geçti ama ABD hiçbir şekilde istediğini elde edemediği gibi askeri ültimatomları da işe yaramadı. Çünkü İran hazırlıklıydı, balistik füzelerle Tel Aviv’i vurmakla kalmadı ABD’nin körfez ülkelerindeki üslerini etkisiz hale getirdi. Üstelik Hürmüz’ü kapatarak dünya ekonomi dengelerini altüst eden nükleer silah kadar etkili büyük bir koz elde etti.

ABD ve israilin başardığı tek şey ise Minap okulunu vurarak 185 kız çocuğu katletmesi ve benzeri katliamlar gerçekleştirmek oldu.

Peki, bu dört aylık süreçte sözde ateşkes devrede olmasına rağmen dünya kamuoyu neden ABD yönetiminin gel-git politikalarına ve kandırıcı söylemlerine maruz kalıyor acaba?

Sahada kaybettiği savaşı masada üstünlük kurmanın bin bir yolunu deneyen ABD yönetimi, halkı nezdinde de saygınlığını yitirmiş durumda.

Her gün farklı bir açıklama yapan Trump’ın nasıl bir ruh hali yaşadığına dair yorum yapan gazeteci ve analistler bile durumu nasıl tanımlayacaklarını şaşırmış durumdalar…

Nasıl bir şizofrenik vakıa, nasıl bir devlet ciddiyetsizliğidir, anlaşılır gibi değil.

Mesela Trump’ın son olarak, Oval Ofiste, İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu ele geçirmek istediğini belirttiği...

Ayrıca…

Yardımcılarına; İran'ın Amerikan askerlerini öldürmesi durumunda ateşkes anlaşmasını sona erdirmeyi düşüneceğini söylediği…

Bu şizofrenin istediği ne biliyor musunuz; ‘biz saldıralım ama siz bizim askerlerimize dokunamazsınız.’

‘Nükleer silah olacaksa sadece bizde olmalı.’

‘Siz üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan kabilelersiniz. Topraklarınızdan çıkardığınız yeraltı ve üstü zenginlikler de bizim, dokunamazsınız.’

Tam da bu kafadalar.

Kendilerini dünyanın efendisi olarak görüyorlar.

***

Hani arada ‘Gazze halkı uyuyan dünyayı uyandırdı’ diyoruz ya.

Yok yok, daha uyanamamış insanlık.

Şu ana kadar ortaya konan protestolar, boykot ve bilinçlenme terapileri uyku ile uyanıklık arasındaki kabus bir rüyadan ibaret galiba.

Siyonist emperyalistler, kukla olarak oynattıkları Trump’ın akıl almaz şaklabanlıklarıyla uyanmaya çalışan insanlığı yeniden kalıcı uyku haline geçirmek için hipnoz terapi uyguluyorlar.

Medyada harıl harıl tartışan yorumculardan biri de çıkıp demiyor ki; bugüne kadar ülkeleri işgal eden İran mı, yoksa ABD mi diye…

Daha da önemlisi on binden fazla Nükleer başlığa sahip ABD’nin yaptırıma maruz kalması gerekirken, “Nükleer silahım” yok diyen İran’a hesap sorma hakkını nereden bulduğu!..

ABD; İran, Lübnan, Gazze, Yemen, Irak’a saldırmasa İran neden Amerikan askerlerini hedef alsın ki? Yok bugüne kadar bir örneği!..

Aksine sözde ateşkes olmasına rağmen terörist israil Gazze ve Lübnan’da her gün sivilleri katlediyor, ABD’nin onayı ile!.. Hiç kimse “ama ABD’ye rağmen” savunma repliklerine girişmesin; göstermelik “Yapma”, “Dur”, “İkna ediyorum” tiyatroları bayatladı.

Yeter artık!..

Uyuyanları uyandıracak uyanık biri yok mu?..