"Eğer İran'la bu anlaşmayı imzalamamış olsaydık, petrolsüz kalacaktık, günde 600 veya 700 milyon kaybediyorduk, rezervlerimiz 4 haftada tükeniyordu. Nükleer konuda çok sert olduk, İran'ın elektrik için nükleer enerjiye sahip olması iyi bir şey."

Bu sözler ABD’nin iki sözü birbirini tutmayan şaklaban başkanı Trump’a ait. İran’la vardıkları anlaşma sonrası sarfettiği sözler.

Yaklaşık dört ay önce sözde bir müzakere masasındayken saldırmaları sonrası Trump, İran’ın işini 4-5 haftada bitireceklerini söylüyordu oysa…

Savaş uzadıkça ve istediği sonuca ulaşamayınca “Bu gece çok ağır vuracağız.” Bir başka gün, "Bu gece bütün bir medeniyet yok olacak" şeklinde uzayan tehditlerle İran’a yönelik saldırılarda bulunmuştu ABD ve israil terör ittifakı.

Ama istedikleri sonuca ulaşamadılar.

İran’ın Venezuela olmadığını büyük bir hezimetle öğrendiler.

İran’ın Balistik füzelerle Amerikan üslerini nokta atışla vurması, Tel Aviv’in demir kubbesini kevgire çevirmesi iyi bir dirençti, siyonist emperyalistlere karşı durulamayacağı algısını yıktı.

Ama yine de savaşın uzaması İran yönetiminin aleyhine dönüşebilirdi ki Hürmüz kartı devreye girdi ve dünya ülkelerinin petrol kaynaklı ekonomik dengelerini altüst etti.

Hürmüz’ün kapalı tutulduğu her gün ABD dahil tüm dünya ülkeleri, milyar dolarlar kaybediyordu ve bu kez savaşın bitmesi, ateşkesin imzalanması için ABD bastırıyordu.

Tabi bir yandan ateşkes yapalım derken aynı zamanda saldırılarını sürdüren ikiyüzlü yalan bir politika sürdürüyordu ABD yönetimi. İran’ın kararlı tutumu ABD’yi bu aşamada da boyun eğdirdi ve anlaşmaya varıldı.

Anlaşma maddelerinden anlaşılacağı üzere İran’ın 26 miyar dolarının serbest bırakılması, 300 milyar dolar tazminat ödenmesi, tüm direniş cephelerine saldırmazlık kuralı, Deniz ablukasının kaldırılması, savaş öncesi ücretsizken Hürmüz’ün gelecekte İran tarafından yönetilecek olması gibi toplamda 14 maddelik İran lehine imzalanan bir anlaşma gerçekleşti.

Savaşın ABD ve işgalci israil için ise herhangi bir kazanım sağlamadığını hatta büyük bir çöküşün başlangıcını tetiklediğini söyleyebiliriz.

Elektronik imzaların atıldığı anlaşmanın İsviçre’deki nihai oturumu Cuma(dün) günü olacaktı; ki daha aradan 24 saat geçmemişken işgalci israil Lübnan’a yeniden saldırdı.

Bu gelişme üzerine İran, İsviçre görüşmesine katılımı askıya aldıklarını duyurdu. İsviçre’deki süreci ABD adına yürütecek olan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise siyonist rejimin bu tutumuna ilginç bir kınama açıklamasıyla tepki gösterdi;

“Eğer israil kabinesinde olsaydım dünyada israile arka çıkan tek müttefikime,(ABD) başkanı Trump’a saldırmazdım. Bir başka şey; anavatanınızı(işgal topraklarından söz ediyor) koruyan savunma silahlarının üçte ikisi Amerika’da üretilmiş olup Amerikan vergileriyle ödenmiştir.”

Bu açıklamanın, şu ana kadar siyonist rejime toz kondurmayan ABD yönetiminin en üst düzeyinden geliyor olması israille çok ciddi anlaşmazlıkların olduğu ve olacağının habercisi anlamına geliyor.

Siyonist rejimin Gazze’ye yönelik soykırımı sonrası büyük gösterilerin yapıldığı Amerika’da halkın yüzde 70’ten fazlası siyonist rejime tepkili ve bu tepkinin dozajı her geçen gün yükseliyor.

ABD’nin İran’a yönelik saldırıya doğrudan katılması ise Amerikan halkını iyice çileden çıkarmış durumda. Zaman zaman yapılan protesto gösterilerinde kendi vergileriyle kendilerine ait olmayan bir savaşın sürdürülemeyeceğini, bunun “Önce Amerika” politikasına ters olduğunu haykırıyorlar.

28 şubatta İran’a saldırıyla başlayan süreç bana şu fıkrayı, baskın bir şekilde hatırlatıyor.

Ağa ile marabasının hikayesini bilir misiniz?

Bilmeyenler için anlatayım…

-Ağa ile marabası, ağanın at arabasında kasabaya doğru gidiyorlar. Derken, at patır kütür yola pisleyiveriyor. Ağanın da aklına marabasını alaya alıp bir anlık eğlenmek maksadıyla bir hinlik geliyor. Diyor ki; “Memo, şu b… yersen, bu at da araba da senindir.”

Maraba Memo düşünüyor, aklına yatıyor. Arabadan iniyor ve utana sıkıla, tiksinerek atın pisliğini yiyiveriyor. Ağa bir an için keyifleniyor ama yolda her ikisinin de ağzını bıçak açmıyor. Biri, bir anlık keyif için arabasını kaybettiğine üzülüyor, diğeri onurunun çiğnendiğine yanıyor.

Dönüş yolunda, atın pislediği yerden geçerken ağa tekrar soruyor; “Memo, bir halt ettim, gel düzeltelim, karşılığını söyle, arabayı geri alayım.” Marabanın da ağzındaki pislik tadı aklını çeliyor ve “Ağam, kalan b… yersen ödeşiriz arabayı da geri veririm.” Ağa bir an düşünüyor ve kabul ediyor. Atın pisliğinin marabadan kalan kısmını da ağa bir hışımla mideye indiriyor. Her ikisi de mutsuz, köye girerken marabası ağaya dönüyor; “Ağam, araba giderken de senindi, dönerken de senin. Peki biz bu b… niye yedik?”-

Mide kaldıran cinsten bir fıkra ama önemli dersler de barındırıyor.

ABD/israilin, İran’a yönelik saldırılarını bu fıkra üzerinden okuyacak olursak; ağa konumundaki ABD ile marabası israil, İran’ın Nükleer silahını yok etmek için saldırmışlardı. Ancak Nükleeri yok edemedikleri gibi sert direnişle karşılaşmış, Hürmüz kartıyla birlikte artık boyun eğerek İran’ı bu kez ateşkes yapması için sıkıştırıyorlardı.

Anlayacağınız müzakerelerde elleri güçlüyken barış masasını devirerek başlattıkları savaşla yıkım ve kan akıtmaktan başka bir şey elde edemedikleri gibi başladıkları noktaya yani müzakere masasına geri döndüklerinde ise bu kez İran’a karşı elleri zayıf, karizmaları çizilmiş, uluslararası düzeyde terk edilmişlik hissiyatı içine düşmeleri gerçekten ibretlikti.

Saldırıya başladıklarında kadeh tokuşturan bu siyonist emperyalist zihniyetin iş başarısızlıkla sonuçlanınca birbirlerine düşmelerini anlıyoruz da durup dururken “Bu b… niye yedik”lerini anlamakta güçlük çekiyoruz..