Ateşkesin süresi dolmadan, müzakerelerin ikinci turu yapılmadan savaşın ayak sesleri yeniden duyulmaya başlandı.
Her masadan kazançla çıkmayı hedefleyen Trump ve ekibi için sadece Hürmüz’ün açılması yeterli gelmedi gibi görünüyor.
Ukrayna ile Rusya arasında ateşkes müzakerelerinde de Trump, neredeyse Ukrayna’nın önümüzdeki 50 yılına ipotek koyma anlamına gelebilecek bir anlaşmayı dayatmaya çalışmıştı. Açıkça Ukrayna'dan 500 milyar dolar değerinde nadir toprak elementi istediğini söylemişti Amerikan başkanı.
Şimdi İran’da yaptıkları suikastlardan, 3500’den fazla sivil insanın ölümünden, hastane ve okulların bombalanmasından sorumlu oldukları halde İran’ın talep ettiği Hürmüz geçiş ücretlerinden pay istediklerini söylüyor saldırgan taraf.
Pervasızlıkları Körfez emirlik ve krallıklarına ettikleri onca hakaretten sonra bile ciddi bir tepki ile karşılaşmamış olmaları, çocuk katili olmalarına ve açıkça sivil altyapıyı vuracaklarını söylemelerine rağmen arabulucuların “iki tarafa eşit mesafede durduklarını” söylemelerinden kaynaklanıyor.
Bazıları gözlerini kapatsa da ortada çok net bir tablo var.
Venezuela’nın petrolüne çöken, tehdit ile Grönland’ın kullanım hakkını alan, sırada Küba var diye açıkça tehditlerde bulunan ve en son olarak altına imza attığı ateşkes anlaşmasına uymayarak korsanlık yapmaya devam eden Amerika ve hedefindekiler arasındaki çekişmelerde “iki tarafa eşit mesafede” olanlar ulusal çıkarları gereği böyle davrandıklarını söyleyebilirler; ama kesinlikle adil olduklarını söyleyemezler.
Önce şunun net olarak anlaşılması lazım!
Ortada sapkınlığın dibine vurmuş, hiçbir ahlaki ve insani ilke tanımayan şeytani bir koalisyon var.
Saldırganlığına destek vermeyen ülkeleri tehdit eden, barış dilini kullanan Papa’ya ayar vermeye çalışan ve hiçbir sözüne güvenilemeyecek şeytani bir koalisyon…
Ahlaksızlık ve cinayetlerde sınır tanımayan lanetli Siyonist ve ortağı Amerika…
Ateşkesten şimdiye kadar Gazze’de 800’den fazla kişiyi katleden, “fırsat bulduğunda” hiçbir ilke, anlaşma ve kural tanımayan kötülüğün vücut bulmuş halinden söz ediyoruz.
Medyada müzakereden dönen İran heyeti ile ilgili şöyle haber çıktı:
Pakistan'da geçen hafta sonu düzenlenen Washington-Tahran görüşmesinde, israilin suikast düzenleme ihtimaline karşı İranlı yetkililere savaş jetleriyle koruma sağlanmış.
Adlarının paylaşılmaması kaydıyla Reuters'a konuşan yetkililere göre müzakereden sonuç çıkmaması üzerine İran heyeti, "işlerin yolunda gitmediğinden ve hedef alınabileceklerinden" şüphelenmiş.
Pakistan Hava Kuvvetleri, 20 adet Çin yapımı J-10 jetiyle İranlı heyete geri dönüş yolunda eşlik ederek havada koruma sağladı.”
Bu üzerinde çok konuşulmayı gerektiren bir haberdir, çünkü yaşananları anlamak için önemli ayrıntılar içermektedir.
Şeytanla müzakere yapıyorsanız her an teyakkuzda olmanız, hiçbir anlaşma ve taahhüde uyulmasının garanti olmadığını bilmeniz gerekmektedir.
Açıklamaların en olumlu seyrettiği bir zamanda bile bir saldırı beklemeniz, korunma kadar misilleme ve taarruza da hazır olmanız gerekmektedir.
Hem Amerika’nın hem de israilin güvenilmez olduğunu, güçlü olmazlarsa ilk fırsatta tepelerine bombaların yağacağını Pakistan da, Türkiye de bölgedeki diğer ülkeler de hatta artık dünyanın neredeyse tamamı da biliyor.
İki kez müzakereler devam ederken İran’a saldıran Amerika-israil koalisyonu, ateşkes devam ederken Hürmüz’e abluka uygulayarak, İran gemisine saldırarak gerçek yüzünü bir kez daha göstermiştir.
İran’ın teyakkuz hali ve misillemesi “şeytanla müzakere” ettiğinin farkında olduğunu gösteriyor ki, bu önemlidir.
Ulusal çıkarları öncelemenin sadece hedef olmak için sıraya girmek anlamına geldiğini artık herkes görmelidir.
Gizli ajandaları bir tarafa bırakarak, ortak değerlerde buluşarak yan yana gelmek ve güçleri birleştirmek gerekir. Ancak bu durumda sünetullah gerçekleşir ve şeytan mağlup olur.
“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa/76)