Avrupa ülkeleri dâhil dünyanın dört bir tarafından, liderlerden, hükümetlerden, büyük holdinglerden, şirketlerden, etkili çevre ve kuruluşlardan savaşın bitirilmesi için çağrılar, ricalar, uyarılar gırla gidiyor. Hiç kimsenin beklemediği, daha düne kadar Amerika ve Siyonist rejim için emre amade hükümetler, liderler Trump ve Netanyahu’yu eleştiri yağmuruna tutuyorlar, dünyayı tehlikeye attıklarını söylüyorlar. Papa, diğer Hristiyan kardinaller, İslam dünyasının etkili hükümetleri ateşkes ve barış çağrıları için çırpınıp duruyorlar.

Peki, biz bütün bu kesimlerin, hükümet ve liderlerin, özellikle Avrupa’nın ve Hıristiyan din büyüklerinin gerçekten barış ve adalet havarileri olduklarına inanalım mı? Onların derdi dünyada barış ve huzur mu?

Elbette biz de savaşın sona ermesini, ateşkesin olmasını, İslam ümmetinin başına yağmur gibi yağan musibetlerin bitmesini, mazlum halkların rahat bir nefes almasını isteriz.

Ama yukarıda saydıklarımın derdi başka… Avrupa’nın ve Avrupa’daki dini otoritelerin, Papa ve kardinallerin özgürlük, barış, adalet, insan hakları için, mazlumların acılarının dinmesi için barış ve ateşkes istediklerine hiç ama hiç inanmıyorum!

Gazze ve Filistin’de yüz bine yakın kadın, çocuk, genç, yaşlı insan, günahsız sivil vahşice katledilip vücutları parçalanırken Avrupa neredeydi? Papa hazretleri neredeydi? Dünyadaki rejimler, hükümetler neredeydiler?

Halklar meydanları doldururken iktidarlar, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyadaki hükümetlerin çoğu Amerika ve Siyonist rejimin arkasında duruyordu. Her gün parçalanan çocuk cesetlerinin ekranlarda servis edilmesine rağmen İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve diğer dünya devletlerinin liderleri Siyonist rejime biat etmek için Tel Aviv’e koşup gidiyorlardı. Abdestli Kapitalistler Siyonist rejimle ticaret ve ilişkiyi sürdürmek için fetva peşinde koşuyor, kameraların karşısına geçip Siyonist rejimin katliamlarını kınadıklarını ama ticareti sürdürmenin başka bir mesele olduğunu söylüyorlardı.

Evet, o günlerde yaşananlar şimdi yaşananlardan çok daha korkunçtu; siyonist rejimin ablukası altında kalan Gazze'de, iki milyonu aşkın insan açlıkla yüz yüze bırakılmıştı. Günlerce süren bombardımanlar, kapatılan sınır kapıları ve engellenen yardımlar, sadece binaları değil hayatları da yıkmıştı.

Gazze'de çocuklar ekmek kuyruğunda bayılıyor, anneler bir parça yiyecek bulabilmek için saatlerce bekliyordu. Birçok aile günlerce tek öğünle yaşamaya çalışıyordu. Temiz suya ulaşım bile lüks haline gelirken, hastaneler ilaçsız, insanlar çaresiz bırakılmıştı. Ama ne Avrupa ne papa ne körfez ülkeleri ne İslam ülkeleri ne de abdestli kapitalistler bu soykırımı bitirmek için bu kadar çırpınmıştı.

O zaman dert başka… Evet, dert bambaşka… Bugün İslami İran, Kapitalist dünyanın boğazını sıkmış durumda. Kapitalist dünya nefes alamıyor, ekonomileri felç olmak üzere; büyük holdingler, sermaye babaları, ticaret ağaları dehşete düşmüş durumda…

Avrupa ve diğer dünya ülkeleri, büyük holdingler, onların İslam dünyasındaki uzantıları, çıkarlarının koruyucuları ekonomik olarak felç olmanın eşiğine geldikleri, çıkarları tehlikeye düştüğü ve bu savaşla bu çıkarların korunamayacağını, İslami İran’ın yok olma pahasına asla boyun eğmeyeceğini anladıkları için ateşkes ve barış için bu kadar çırpınıyor, didiniyor, barış çığlıkları atıyorlar.

Avrupa ve Hıristiyan dünyası, Hıristiyan din adamları, Avrupa ve Haçlı uygarlığı dünya barışını ve adil bir dünyayı hiçbir zaman önemsemediklerini son bir asırda defalarca ispatladılar. Irak’ta onların ne kadar barışsever ve insan hakları havarileri olduklarını gördük. Yemen, Afganistan, Suriye, Sudan, Mısır ve Asya’nın, Afrika’nın birçok ülkesinde onların adil bir dünyadan ne anladıklarına şahit olduk.

Onlar sadece çıkarlarına tapınırlar… Çıkarları söz konusu olunca ateşkesi, barışı, insan haklarını, hak ve hukuku hatırlarlar… Onların tek bir ilahları var; çıkarları ve sömürgeci hayalleri…