Körfez’den çıkış yolları arıyor Amerika; ama bunun nasıl olacağını kendisi de bilmiyor.

Bir yandan iç kamuoyuna yönelik “zafer” açıklamaları yapılırken, öte yandan zaman kazanma hamleleri ile bölgede yeni dizayn projeleri devreye sokulmak isteniyor.

Gazze’de kurduğu ve kimsenin itiraz etmediği soykırımı yavaş yavaş devam ettirme amaçlı “Barış Kurulu” yoluyla gerçekleştirdiklerini Körfez’de de yapmak istiyor; ama orada dengeler farklı işliyor.

İran’ın, Beyrut’a yönelik saldırıların devam etmesi üzerine işgal altındaki topraklara füze saldırısında bulunarak kararlılığını göstermesi, Amerika’nın saldırgan pozisyonundan “arabulucu” pozisyonuna geçmesine neden oldu.

Trump, ortamı sakinleştirme amacında olduğunu göstermek istedi; ama tam bu esnada bölgeyi “babasının çiftliği” gibi kullanmaya kalkınca helikopteri vuruldu.

Amerika “mecburiyetten” karşılık vermek zorunda olduğunu ima eden garip bir açıklama yaptı. Bazı yerlere saldırılar düzenledi.

Ama işin rengi değişmişti.

“Sen vurdun, ben de vurdum, hadi artık oturalım” mesajları havada kaldı ve İran, Amerikan saldırılarının gerçekleştiği Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’deki üsleri vurdu.

Siyonist işgalci için tam istediği bir ortam oluşmuş durumda, çünkü baştan beri savaşın durmasına karşıydı.

Tam bu esnada İran’ın tehditleri bir tarafa bırakıp ekonomik ve askeri hedeflere yönelik daha ciddi hamlelerde bulunması gerekir.

Suudi ve Katar’ın hedef alınmaması İran açısından başarılı bir strateji olarak görünüyor ve eğer bu aynı üslupla devam ederse Bahreyn, BAE, Kuveyt ve Ürdün daha büyük sıkıntılarla karşılaşacak.

Önümüzdeki süreçte Amerikan üslerinin varlığı daha fazla tartışılacak ki bu, bölge barışı için oldukça kıymetlidir.

BAE’de uzun zamandır dillendirilen emirliklerin ayrılması ya da Zayed ailesinin yönetimden uzaklaştırılması gibi bir durum ortaya çıkarsa, bölgenin tümünde israil etkisinin azalması açısından önemli gelişmelerin kapısı açılabilir.

Benzer bir durum Ürdün Haşimi Krallığı için de geçerli.

Trump’ın “İbrahim Anlaşmaları” dayatmasında bulunması Ürdün, BAE ve Bahreyn gibi işbirlikçi rejimleri sevindirse de Ortadoğu’da Amerika’ya yönelik nefretin artmasına neden olmuştur ve bunun etkileri kısa vadede kendini gösterecektir.

israile atılan füzeleri engelleyerek bir tür koruma kalkanı oluşturan Ürdün’de ortam çok sakin görünmesine rağmen önümüzdeki 2 yıl içerisinde bir yönetim değişikliğinin olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Ortadoğu’da çatışmalı ortam devam ederken dünyada ise futbol merkezli yoğun bir gündem söz konusudur.

Özellikle Aksa Tufanı ile birlikte sporun siyasetle iç içe geçtiği, soykırımcı Siyonist rejim karşıtlığının büyük kitleler tarafından yüksek sesle ve farklı argümanlar kullanılarak dile getirildiği bir süreci yaşıyoruz.

Amerika’nın bu seneki organizasyona ev sahipliği yapması belki de umulmadık faydalara sebep olabilecektir.

İran futbol takımının Amerika içinde konaklamasına izin verilmemesi, Iraklı bir sporcunun 6 saat sorgulanması, Özbekistan takımının aşağılayıcı bir aramaya tabi tutulması, FİFA tarafından belirlenmiş olmasına rağmen Somalili bir hakemin ülkeye girişine izin verilmemesi gibi kritik kararlar verildi ve yaşananlardan sonra bir özür bile dilenmedi.

Normalde yaşananlara tepki olarak birçok ülkenin organizasyona katılmaktan vazgeçmesi gerekirdi; ama bu olmadı. Ülkelerin bu noktaya gelmesi aslında soykırım ortağı işgalci emperyalistin tecrit edilmesi gibi bir sonucu doğuracaktı. Ama her şeye rağmen bu yaşananlar Amerikan kibrinin, dünyayı aşağılamayı ve sömürmeyi bir hak olarak görmesinin artık daha geniş kitlelerce görülmesi anlamına geleceği için faydalıdır.

Soykırımcı Siyonist rejimin yaptıklarının hesabının sorulabilmesi, öncelikle Amerika’nın birçok alanda tecrit edilmesiyle mümkündür. Amerikan merkezli paktların, Amerikan merkezli küresel ekonomik süreçlerin daha adil ve uygulanabilir yeni modellerle değiştirilmesi pekala mümkündür.

Bunun için şahsiyet sahibi yöneticilere ihtiyaç vardır.