Donald Trump’ın “akıllı savaş” anlatısıyla övündüğü İran operasyonu, dört ay içinde beklenmedik bir hal aldı. Başlangıçta “israilin güvenliği için” ortaklaşa başlatılan çatışma, bugün ABD’nin omuzlarında ağır bir yük olarak devam ediyor. İşgalci israil ise sahneden büyük ölçüde çekilmiş durumda. Bu tablo, modern jeopolitiğin en klasik derslerinden birini bir kez daha gözler önüne seriyor: Amerika işgalci israilin vekil gücüne dönüştü!
Savaş Şubat 2026’da başladığında katil israilin rolü belirgindi. İran’ın nükleer tesisleri, füze fabrikaları ve üst düzey komuta kadrosu, ABD-israil eşgüdümünde ağır darbeler aldı. Tel Aviv için acil ve varoluşsal bir tehdit büyük ölçüde bertaraf edildi. Riski minimize etti, yükü Washington’a bıraktı.
Bugün çatışmanın ana yükünü ABD taşıyor. Hürmüz Krizi, karşılıklı dron ve füze saldırıları, Amerikan askerlerinin ölümleri ve milyarlarca dolarlık operasyon maliyeti... Katil israil ise sınırlı istihbarat desteği ve hedefe yönelik vuruşlarla yetiniyor. Kendi çok cepheli savaş yorgunluğunu da hesaba katarak, iç siyasetini ve askerlerini korumayı tercih etti. Bu, katil israilin klasik güvenlik doktriniyle tamamen uyumlu: Tehdidi tanımla, vur, sonra başkasına ödettir.
Trump yönetimi için durum ironik. “America First” sloganıyla yola çıkan bir başkan, fiiliyatta “Israel First”in operasyonel vekili konumuna düşmüş görünüyor. Kısa vadede müttefikine hizmet etmek uzun vadede Amerikan kamuoyuna, ekonomisine ve askerine pahalıya mal oluyor. İran ise direnmeye devam ediyor; tam bir zaferden çok, düşük yoğunluklu bir çıkmaza dönüşen bu savaş, Washington için siyasi bir yük haline geldi.
Stratejik realist bir bakışla söylemek gerekirse, katil israil bu savaştan kazançlı çıktı. Nükleer tehdit geriletildi, bölgesel rakibi zayıflatıldı ve bedelin büyük kısmı ödendi. Amerika ise yine “büyük müttefik” rolünde hem askeri hem diplomatik hem ekonomik faturayı karşılamak zorunda kaldı.
Soru şu: Amerika bu vekâlet ilişkisinden ne zaman ve ne pahasına kurtulacak? Yoksa “özel ilişki”nin bedeli, sonsuza kadar Washington’un sırtında mı kalacak? Amerikan halkı ne zaman yeter artık diyecek?