İslam coğrafyasının kan gölüne dönen topraklarında ateşkes ve barış için kapı aralanırken, küresel diplomasinin koridorlarında çok net, bir o kadar da tehlikeli bir tezat yaşanıyor. Bir tarafta, aylar süren yıkıcı çatışmaların ardından dünya ve Amerika ekonomisini girdaptan kurtarmak, küresel pazarları rahatlatmak ve "Büyük Amerika" vaadini lojistik bir darboğazda kaybetmemek için bir an önce masaya oturup nihai barış anlaşmasını imzalamak isteyen bir Donald Trump var. Diğer tarafta ise yangına körükle giden, Washington’ın askerî gücünü kendi ihtiraslarına kalkan yaparak İran’dan tamamen kurtulmanın fırsatçılığını kovalayan işgalci Tel Aviv yönetimi...
Biri yenilginin verdiği eziklikle barış istiyor görünüyor, diğeri ucu bucağı olmayan topyekûn bir savaş.
Katil israilin aylardır sergilediği barış karşıtı, uzlaşmaz ve saldırgan tavır artık diplomatik bir manevra değil, küresel huzuru sabote eden açık bir delilik halidir. Kendi siyasi ikballerini ve radikal siyonist dini ajandalarını sürdürmek adına ateşkes çabalarını baltalayan kabinedeki aşırı katliamcı politikacılar, sadece bölgeyi değil, kendilerini fonlayan Amerika’yı da hedef alıyor. Beyaz Saray’ın telkinlerine kulak tıkamakla kalmayıp, Washington’a yönelik diplomatik hakaretler savuran, Amerikan iradesini hiçe sayan bu fanatik zihniyet, fütursuzluğun zirvesini yaşıyor.
Amerika’ya nispet yapar gibi, her gün Lübnan’ı pervasızca bombalayan, Gazze’ye havadan ve karadan ölüm yağdıran, Batı Şeria’da ise sistematik bir zulüm ve gasp politikası yürüten bu akıl tutulması, gücünü adaletten değil, Washington'ın cephaneliğinden alıyor. Ancak görmezden geldikleri, daha doğrusu üstünü örtmeye çalıştıkları çıplak bir hakikat var:
israil, arkasındaki Amerikan askerî ve finansal desteği çekildiği anda, Orta Doğu’nun sert gerçekliği karşısında sadece "kağıttan bir kaplandır."
Yıllardır süren o yenilmezlik miti, Washington’dan gelen milyarlarca dolarlık silah paketleri, istihbarat desteği ve Pentagon’un koruma kalkanı olmasa bir gün bile ayakta kalamayacak kadar kırılgandır. Kendi gücüne güvenerek değil, Amerika’nın sırtından kabadayılık yaparak hem Amerika’ya hakaret edip hem de onun silahıyla bölge nizamını dizayn etmeye kalkışmak, müttefikini rehin alma hadsizliğidir. Tam bir ahmaklıktır.
Bugün israilin takındığı bu uzlaşmaz tutum ve tüm dünyaya kibirle meydan okuması, yerkürenin dört bir yanında eşi benzeri görülmemiş bir nefret dalgası büyütüyor. Sokaklardan üniversite amfilerine, uluslararası mahkemelerden meydanlara kadar yükselen bu öfke, katil Tel Aviv’in sandığı gibi geçici bir tepki değildir. Gazze’de, Lübnan’da ve Batı Şeria’da sergilenen vicdansızlık, katil israili adım adım küresel bir tecride sürüklüyor. Dünya devletleri bu zorbalığı izlerken, işgalci Tel Aviv yönetimi kendi elleriyle kendisini insanlık ailesinin dışına itiyor.
Peki, bu hoyratlık nereye kadar sürecek? Ateşkes anlaşmalarını sürekli dinamitleyen, uluslararası hukuku hiçe sayarak dünyaya meydan okuyan bir katil israili gelecekte nasıl bir dünya bekliyor?
Yapayalnız, nefret objesi haline gelmiş, tecrit edilmiş ve kendi yarattığı güvenlik safsatasının altında ezilen bir dünya onu bekliyor.
Eğer katil Tel Aviv bu uzlaşmaz politikasında diretirse, gelecekte koruyucu hamisi ABD’nin bile taşımaktan yorulduğu ve utanç duyduğu diplomatik bir yük, küresel kamuoyunun gözünde ise tamamen meşruiyetini yitirmiş bir "parya devlet" haline gelecektir. Batı'da yükselen çatlak sesler, vicdan sahibi kitlelerin protestoları ve Amerikan kamuoyundaki derin bıkkınlık, bu kaçınılmaz sonun ve küresel yalnızlaşmanın en net habercisidir.
Savaş çığırtkanlığıyla, başkasının yumruğuyla dünyaya meydan okuyarak ebedi bir güvenlik devşirilemez. Katil israil, ya Washington'ın uzattığı realizm çizgisine gelecek ya da arkasında bıraktığı enkazın ve topladığı küresel nefretin altında, o kağıttan kalelerin nasıl darmadağın olduğunu bizzat tecrübe edecektir.