Bir zamanlar artık kendini deist olarak tanımladığını söyleyen kalbi ırkçılıkla karartılan biri: “Sen nasıl Kur'an'a iman etmişsen ben de aynen öyle Amerika Bağımsızlık Bildirgesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne iman ettim” demişti. Kendilerini anti-emperyalist, anti-kapitalist, nasyonal, sosyalist olarak tanımlayan zihniyet, Batı barbarlığını o kişinin zihnine, en hümanist medeniyet diye yerleştirmişti.
Batı deyince onun zihninde; “medeniyet, akıl, bilim, teknoloji, konfor, insan hakları, nezaket, temizlik, düzen, adalet….” kavramları canlanıyordu.
Ahlak konusuna pek girmemeyi tercih ediyordu çünkü ahlaka, Batı'nın zihnine yerleştirdiği şekliyle hem göreceli hem de pragmatik bakıyordu.
Bu çürümüş zihniyeti hangi tarafından yoklasan, elinde kalıyor! İşte Venezuela örneği ortada. Bunca örneğe rağmen insan zihni bu kadar büyük çelişkilerle beraber yaşamayı nasıl becerebiliyor anlamak mümkün değil!
Belki de Batı barbarlığının en büyük başarısı, vampir dişleri damarlarındaki kanı emerken bile kurbana kendini hümanist diye kabul ettirebilecek kadar algıları iyi yönetmesidir.
Roma İmparatorluğunun kafatası dağlarını temel alan bu vahşi ve faşist medeniyet, Ortaçağ karanlığı boyunca da Haçlı Seferleri ile, Doğu’nun zenginliklerini çalmak için saldırıya geçti. Milyonlarca sivil Müslümanın hayatını çaldı. Tabi ki İslam’la şereflenmiş Doğu teslim olmadı ve Batı barbarlığına büyük bedeller ödetti.
Bunun üzerine gözlerini İslam'ın daha ulaşmadığı coğrafyalara diktiler. “Coğrafi Keşifler” ismiyle isimlendirilen kolonileşme dönemi, insanlığın değil Batı Barbarlığının dünyanın bir kısmını talan ve yağma için keşfetmesi idi. Bugün “Coğrafi Keşifler” ismi verilen o yağma ve talan döneminde; milyonlarca ilkel şartlarda yaşayan mazlum Kızılderili’nin canına kıydılar, Aztek ve İnka medeniyeti gibi medeniyetlerin sonunu getirdiler.
Altınları için, hiçbir şeyden haberi olmayan milyonlarca yerli insanı öldürdüler, topraklarını çaldılar, geri kalanlarını kendi dillerine mahkum yarım kölelere dönüştürdüler.
Batı Barbarlığı, Afrika'yı baştan sona köleye dönüştürdü. Milyonlarca insanı uskunalara tıkıştırıp Amerika ve Avrupa kıtasına götürüp köle yaptılar. Bu taşıma sırasında milyonlarca siyahi Afrikalı, uskunaların bodrumlarında açlık ve hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti, okyanusun derin sularına atıldı.
Hindistan ve Çin dahil Asya kıtasının çoğunu sömürdüler. Sömürgeler nedeniyle iki Dünya savaşı çıkarıp yüz milyonlarca insan öldürdüler. Sivillerin üzerine atom bombası attılar çocukları bile yaktılar.
Bugün aynı sistem devam ediyor. Ama birileri hala onların yalancı beyannamelerini kutsayıp, insanlığın adalete ulaşımını hala Batı barbarlığında gördüğünü söylüyor. Belki bu durum, hala Batı'nın değerlerine iman etmiş insanlarımız için yüz karasıdır ama Batı barbarlığı için başarıdır. Çünkü bu kadar barbarlığa ve kendisi dışındaki insanları insan yerine koymayan faşizmlerine rağmen, insanlar hala onları en medeniler(!) olarak algılayabiliyor.
Aslında Gazze’de uyanabilirdik. Ama Gazze Müslümandı işte. Ve Batı yetiştirdiği uşak zihinlere ilk önce İslam'dan nefreti yerleştiriyordu. Güya seküler, deist, ateist, agnostik veya sosyalist kıldıkları zihinlerin hepsinde ortak bir zihin noktası oluşturuyordu. “Zulmüne karşı onurlu bir direniş gösteren tek inançtan ve ona iman etmişlerden, yani İslam'dan ve Müslümandan nefret etmeyi öğretiyordu.”
Bugün Sömürgeci Batı'nın bilindik adaletini(!) Venezuela’da gördük. Ülkesinin petrolünü Amerika'nın şirketlerine peşkeş çekmeyen ülke başkanını, eşi ile beraber kaçırdılar. Üstelik açık şekilde; “petrolünü istiyorum ve vermek zorunda” küstahlığı ile konuşuyorlar.
Peki bu açık durum, bizim hayran tayfasının uşak zihinlerinde bir değişiklik oluşturacak mı? Milliyetçilikle zehirlenmiş küçük zihinler de dahil olmak üzere, Batı'nın köleleştirdiği, kendini hala, toplumumuzun entelektüeli veya en aydını zanneden tüm o zihinler adına, ben şahsen umutlu değilim. Ya siz….?!