Günümüz siyaset dilinde “güç” dendiğinde akla sadece ordular, uçak gemileri, kıtalararası balistik füzeler… gelmektedir. Oysa ülke savunmasında çok büyük füzelerden daha etkili bir güç varsa, o da kurşunla kenetlenmiş gibi saf oluşturan inanmışlar ordusudur (Saff: 4). Ayrıca iman etmişler ordusu gücü, savaşı, büyük füzeler gibi tahrip ederek, yakıp yıkarak değil, imar ve ıslah ederek kazanır.

Tarihin derin köklere sahip medeniyetlerinde, medeniyetlerini yayan gücün içinde elbette disipline edilmiş askerlerin ve gelişmiş teknolojik üstünlüğün etkisi olmuştur. Ama adil bir medeniyet kuranların hepsinin asıl gücü, her zaman demirle zırhlanmış bedenler değil, yetiştirdikleri nesillerin zorluklara karşı gösterdikleri çelikten daha güçlü sabırları ve sarsılmaz bir mutmainlik içinde iman etmiş yufka yüreklerinin merhamet ağırlıklı adaleti olmuştur. Bu imandan daha güçlü bir silah da asla üretilemeyecektir.

Besili atları (uçakları, İHA-SİHA’ları, gemileri, uzun menzilli füzeleri…) (Enfâl: 60) elbette hazırlayalım ama bunları kullanacak imanlı nesilleri yetiştirmediğinizde, kötü düşmana karşı hazırladığınız bu güçlerin, düşmana hizmet eder duruma gelmesi sadece bir tek seçimi kaybetmeye kalacaktır. O zaman mazlumların felaketini engellemeye yönelik hazırlanan tüm malzemeler, mazlum halkların asıl felaketi olmaya başlayacaktır.

Çünkü bir füzenin hedefi vurmaktan öte bir bilinci yoktur. Füzeyi oluşturduğunuzda onun kimleri vurması gerektiğini ona öğretemezsiniz. Füze, kendisini tetikleyecek parmak ucunun uzandığı zihnin gösterdiği hedefi yok edecektir. Öyleyse füzeyi oluşturmak için gösterdiğimiz çabanın yarısı kadarını, o füzeyi kullanacak imanlı zihni oluşturmak için de harcamalı değil miyiz?

Oysa insanı insan derecesine çıkarmak bir füze yapmaya benzemez. Çok büyük füzeleri, milimlik matematiksel hesaplar ve değişmez fizik kanunları eşliğinde çok kısa süreç sonunda seri üretime bağlayabilirsiniz. Ama her bir insanın kendine has, sürekli değişen kompleks bir yapısı vardır. Adil, sabırlı, merhametli, iyiliği emreden, kötülükten nehyeden, dosdoğru istikamet üzere olan bilinçli bir nesil yetiştirmek, yıllar alan, nesiller boyu süren bir meşakkat ve emek ister. Bizler bunun için ne yaptık? Dönemimiz içinde yetişen gençliğin zihninin ulaştığı seviyeden gerçekten memnun muyuz?

Bizim teknolojik üstünlükten daha çok inanmaya, herkese hakkını tastamam veren adaleti sağladıktan sonra sabırla birlik ve beraberlik içinde olmaya ihtiyacımız vardır. Hükmetme gücünün, bürokrasinin ve teknolojik üstünlüğün kibre dönüşmesi, iktidarların çöküş sebeplerindendir. Medeniyetimizi salt güç ve ekonomik konforla oluşturma kibri bizi kurtaramayacaktır. Tarih aynı zamanda, kibri sebebiyle helak olan iktidarlar hatta medeniyetler çöplüğüdür.

Tıpkı teknoloji üreten kadrolara verilen destek gibi, belki daha da fazlasını, çelikten iradeye sahip imanlı, ahlaklı, sabırlı, adil bir nesil yetiştirmek için elini taşın altına koyan her bireye, her kuruma, her sivil toplum kuruluşuna verme idaresini artık gösterme zamanıdır. Nesiller elimizden kayıp gidiyor.

Teknolojik güç geçicidir. Düşman daha güçlüsünü yapabilir. Teknolojik güç el değiştirip kolayca düşmana hizmet edebilir konuma gelip mazlumları yakabilir ama iman gücü hiç tükenmeyen bir pınardır.

Teknolojik gücün zafer garantisi yoktur. Ama tarihte sayıca ve teknolojik olarak çok üstün olan orduların, Allah'ın izniyle, inanç ve azmi yüksek, daha az imkana sahip topluluklar karşısında yenildiği sıkça görülmüştür. (Bakara: 249)

Öncelikle içimizdeki kibre, toplumumuzdaki ahlaki ve imani çöküşe karşı savaşı kazanalım. Ancak ondan sonra kötü düşmanlara karşı saf tutabilir duruma geleceğiz.