Finans yönetimi ile ciddi sorunları bir devlet, kendi sınırları içerisinde milyarlarca lira çeken bir manyetik alanı, kendi haline bırakır mı? Asla. Bu alan ister muhafazakâr bir hasım olsun ister muhalif gözüken bir ahbap.
Hele de devasa bir felaket üzerine bağış toplayan bir organizasyona; “tabi ya, sen resmi değil sivil bir yapısın, kapının önünde dağ gibi para birikse de bu beni ilgilendirmez, dilediğin gibi topla, kullan, sadece bana makbuzunu getir” der mi?
Böyle bir şeyin en ilkel kabilelerde bile kesinlikle olamayacağını herkes bilir de herhalde sırf yaptıkları bağışla üretilecek hizmet, “dinci” gördükleri iktidarın hesabına geçmesin diye kinleri, gözlerini kör, kulaklarını sağır, idraklerini felç etmiş malum kitle anlamaz.
Ama tabi ki, “sana akan bütün dereyi de bizim havuza bağla” demez. Fincancı katırlarını ürkütmeden, kendini acayip uyanık sanan kökten sarhoş yaygaracıları uyandırmadan, mesele kitabına uydurulur, formalite prosedürler ile sistem, kontrolü elden bırakmaz. İşin rajonu her zaman kusursuz işlemediği için aralarda gaz kaçağı olur, birileri de çakmağı çakınca biraz gürültü patırtı çıkar. Bu devran böyle gelmiş, böyle gider.
O yüzden, “devlet şimdiye kadar neredeydi, madem ortada bu kadar büyük bir keriz söğüşleme vardı da neden görmezden gelindi?” demek abestir. Ya da “defalarca denetlendi bir kusur bulunmadı da şimdi ne oldu?” diye hayli eğlenceli zekâ şovları ile duyar kasmak da yersizdir.
Asıl mevzu, laik sihirle hipnoz edilmiş yerli seküler katmanın, oldukça kullanışlı zaaflarının, gücü eline almaya başlayan karşı kutup tarafından kârlı bir yatırım aracına dönüştürüldüğüne inanmak istememeleridir.
İnanın bu müzikal oyun, iktidar açısından gitgide o kadar keyifli olmaya başladı ki, artık ciddi ciddi zavallı hale gelen bu ilerici orkestrada hangi enstrümana dokunsa İzmir Marşı söylettiriyor.
Daha düne kadar bir Müslümanı, İslami faaliyetlerinden dolayı gözlerini kapatıp da karakolun bodrumuna indirdiklerinde alaycı alaycı sırıtarak dinlettikleri şu parçalar çoktan unutuldu:
Yıldıramaz bizi bir an
Ne işkence ne de zindan
Dayan mücahidim dayan
Bu senin yüce davan ..
Şimdiki gözaltılarda ne dayak var ne de elektrik. Elbette ki olmasın, hatta bir şey de dinletilmesin. Yalnızca daha düne kadar kanka oldukları kimselerin kendilerini nasıl da bir anda sattıkları, nasıl da aleyhine döndüklerine dair, yazılı ve görüntülü açıklamalarını onlara hüzünlü gitar eşliğinde izletseler yeter.
Ülke insanının dini ve manevi değerlerine mesafeli kesimler, sosyolojik zeminlerinde öyle depremler yaşıyorlar ki, her birinin koca koca artçı şokları var ve birinden kurtulalım derken diğeriyle perişan vaziyetteler.
Güvendikleri dallar her gün birer birer kırılıyor. Rejimin kurucu iradesinin arkalarında olması yetmiyor. Dokunulmaz tabuların gölgesinde olmaları yetmiyor. Batılılarla duygusal fikir ortaklığı yetmiyor, fonlar şunlar bunlar yetmiyor. Sanatın, sermayenin, medyanın, siyasetin ve diğer birçok alanın rüzgârı yetmiyor.
Takdir-i ilahi sanki şöyle diyor: “Her şey güzel olacak dediniz ama her şey güzel olsun ya Hu” demediniz.
Oluyor şimdi..
Ne demişti Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri:
Vallâhi güzel etmiş
Billâhi güzel etmiş
Tallâhi güzel etmiş
Allâh görelim netmiş
Netmişse güzel etmiş..