Bugünkü hadisimizde paylaşım ahlakı gösterilmektedir.
Yüce Allah, insanı bir başkasına muhtaç şekilde yaratmıştır. Bu bağlamda konuya baktığımızda insanoğlunun bir başkasına yaptığı paylaşım ile sadece bir insana yardımda bulunmuş olmuyor. O paylaşım insanın yaratılış fıtratına ve insaniyeti yaşatmak üzere büyük insanlık ailesine bir yatırım yapmış oluyor. Bu bir nevi hanesine geri dönüşümü hem dünyada hem de ahirette kendine yönelik bir yatırım yapmış oluyor.
Bunun için Peygamberimizin Mekke hayatında daha çok, iman ve ahlak ile beraber infak ayetleri nazil olmuştur. Böylece peygamberimizin Mekke hayatında nebevi iman ve ahlak, infak ile test ediliyordu. Bu manada infak ve bağış, yoksula ve yetime bakıp bakmamayla namazlar test ediliyor, kişinin yetim ve yoksula bakmadan kılınan namazlar yuhalanıyordur. (Maun suresi)
İslam’ın medeniyet şahikasının irtifa merdiveni infaktır. İnfak adeta iman ve teslimiyetin, ibadet ve ihlasın, ihsan ve fedakarlığın mayasıdır. Kişinin davet ve tebliğde, irşad ve ihtidaya verdiği önemin temyizi infak ile olur.
İslam medeniyetinin temeli atılırken infakların fedakarlığı nisbetinde, dava toplumsal bir karşılık bulur. Mekke’de infakların verilme ölçüsü de elimize bu manada bir olgu vermektedir. “De ki, infak ihtiyaçtan fazla olanıdır” (Bakara/219) Davanın temellerinin atıldığı bir zamandaki fedakarlıkla, davanın devlet safhasına geçtiği zaman dilimindeki fedakarlığın ölçüsü bir tutulamaz. Onun için Mekki hayatta kırkta bir olan zekat yok iken infak vardı. Medine İslam devleti kurulduktan sonrasında dahi infakın var olmasını bugün her dava kardeşimiz iyi anlamalı. Çünkü Yüce Allah kendi davası uğruna biraz fedakarlık yerine, tam mükemmel bir samimiyet testinden dava adamlarını geçirmeden onlara toplum yönetimini devretmez.
Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’de dava adamlarına atfen “Ricalün” diye hitap eder. Yani adam gibi adamlar…İşte bu adam gibi adamların tamamı infak testinden geçmişlerdir.
Bundan dolayı yirmi üç yılda tamamlanan İslam medeniyet devletinin on üç yılı Mekke on yılı Medine’de geçmiştir. Yani buradaki yıl farkı bile, davada pişmek ile toplum yönetimi kıyasında önemli bir mefkureyi elimize vermektedir. Dava ve dava adamı pişmeden toplum yönetimi Müslümanın eline geçmez.
Mekke’den Medine’ye hicret etmeyen Müslümanlar mallarını bırakıp gelemeyecekleri mazeretine sığındılar. Evet mal sevgisi dava sevgisinin önüne geçmemeli. Dava önde mal arkada, ama mal öne dava arkasına düşerse dava insanlarının imtihanı uzayabilir.
Her canlı varlığın (hassaten insanın) rızkını Yüce Allah üzerine almıştır. İnsanın bu yöndeki endişesi beşeri zafiyetindendir. Ama peygamberler dışında hiç kimsenin akıbetini üzerine almamıştır. Hadisimiz verilen rızkın insana yettiğinin üstünde bir değeri sunuyor. O da her insanın rızkıyla iki kişinin geçinebileceğini beyan etmekle, Müslümanın rızka bakışının olması gereken değeri ortaya koymaktadır. İşte hadis;
“عن جابر (رع) قال: سمعت رسول الله (صلعسم) يقول: طعام الواحد يكفي الاثنين، وطعام الاثنين يكفي الاربعة، وطعام الاربعة يكفي الثمانية.
Cabir (ra) şöyle demiştir; Allah Resulü (sav)’mi şöyle buyururken duydum;
“Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye, dört kişinin yemeği de sekiz kişiye yeter.” (Riyazussalihin/348/Buhari/Müslim eşribe)
Hadisimiz teşvik ve özendirmeyi değil, bir hakikati açıklıyor. Mesela; bir annenin yediği yemeklerle, kendisinin ve bebeğinin rızkını temini bunu göstermektedir. Bir süt ineği, yediği yemle kendisinin, yavrusunun ve başka insanların gıdasını temin etmiş oluyor. Diğer varlıklarda da durum bu şekildedir. İnfak ve paylaşıma bir de bu gözle bakalım dedik.