Başlık uydu mu bilmiyorum ama “eğer siz kendinizi ahlâken düzeltmezseniz, zamanla rakibinizin tüm ahlâksızlıkları halk tarafından satın alınmaya başlar” gerçeğinin altını çizmek istiyorum. Çünkü o takdirde, ahlâki açıdan halka katkı sağlayamamanın ötesine geçer, ahlâksızlıkları meşrulaştıran kötülük aygıtına dönüşüyorsunuz.

Niyeti daha net kılacak örneklere geçmeden önce, eğri siyaset anlayışının “doğru” kavramına ve bu kavramı halka kabul ettirme yöntemine de değinmek gerekiyor.

Eğri siyaset, “doğru ahlâk, halka doğru ahlâk olarak kabul ettirilendir” ilkesini benimser. Enerjisini ahlâklı olmaya değil, algılarda ahlâklı olduğunu kabul ettirmeye harcar. Algılara güçlü şekilde kabul ettirme aracı da tabii ki medyadır.

Eğrilmiş siyaset kendini ahlâklı kabul ettiremeyeceği kanısına ulaşınca, oynadığı “ahlâklıyım” oyununu merkezden çekip arka planına iter ve bu sefer rakipleri için “onlar ahlâksız” algısını ön plana çıkarmaya çalışır.

Bu oyun bazen kazandırabilir de. Ama sonra o küçük kazançtan çok daha büyük tehlikenin çatallı dili görünür. “O tehlike de kitlelerde ahlâksızlığa karşı duyarsızlık oluşması, ahlâksızlıklara meşruiyet kazandırılması, ahlaksızlığın halkın zihninde satın alınmasıdır.”

Ahlâki inandırıcılığını kaybedenlerin rakiplerinin önemli kısmı, gerçekten de onlardan çok daha fazla ahlâksızlık içinde de olabilirler. Hatta hiçbir ahlâki ilkeleri olmayan, zaten ahlâka kökten inanmayan kişilerden oluşabilirler. Ama iş halk arasında “karşılaştırma” aşamasına vardığında, ahlâksızlıklar “karşılaştırma takasıyla” satın alınmaya başlar. Ve “karşılaştırmanın” zalim taşlarının önce un ufak edip sonra yok edemeyeceği hiçbir istatistik, oran-orantı yoktur.

Halk arasında; “Sanki onlar tek mi rüşvet alıp hırsızlık yapıyorlar? Hepsi alıyor, hepsi yapıyor hepsi!”, “Evet evli ama sanki onun tek mi metresi var! Özel hayatı, kimse karışamaz!” “Torpil mi! Zevk, sefa, eğlence, konfor düşkünlüğü mü, halla halla hele siz biraz etrafınıza bakın!” geyikleri dönmeye başlar. “Onlar çok yapıyorlar, bizde örnekler az!” savunusu burada hiçbir işe yaramayacaktır. Artık halkın zihni, siyasetçinin; hırsızlık, rüşvet, torpil, zina, meyhanelerde alemlerle dolu sarhoş ahlakını satın almıştır ve işte bu, toplumun ahlâkına verilebilecek en büyük zarardır.

Rabbim hepimizi, gençlerimizi ve çocuklarımızı korusun! Umuyoruz ki halkımızın zihni zamanla, LGBT savunuculuğunu, pedofiliyi, Allah-Peygamber ve İslam düşmanlığını, Siyonizm vahşetini, Batı barbarlığının taklitçi uşaklığını, Ermeni-Yunan yayılmacılığının seviciliğini… satın alıp bunu genel bir ahlâk edinmez.

Davranışların (ahlâkın) o kadar çok konuşuyor ki söylediklerini duyamıyorum” sözünü hep sevmişimdir. Halkın ekmek-peynirden çok daha fazla ihtiyaç duyduğu bir şey varsa o da siyasi öncü olanların mütevazı bir yaşam içinde güzel ahlâk sahibi olanlardan seçildiğini görmeleridir.

Bunun için seçim zamanı para verecek zengini değil, kibirli entelektüeli değil, kirli zihinli tilki karakterlileri değil, tanınmış boyalı yüzleri değil, hakk ve halk için fedakarca çalışmak isteyen ahlâki ilkeleri olanları seçmeye özen göstermek gerekiyor.

İlk önce halkın meclisinin halktan daha zengin konfordan uzaklaştırılması, yemeklerinin halkın sofrasının ötesine geçmemesi gerektiği savunusu yapılmalıdır. Milletvekili maaşlarını (ideali asgari ücret) sıradan bir memurla eşitleme teklifi verilmelidir.

Siyaset konfordan uzaklaştırıldıktan sonra, halkın sadece konforla asla memnun edilemeyeceği gerçeği görülebilir. Çünkü görüyoruz ki konforu en çok artanlar en çok nefret edenlere dönüşüyorlar. Lütfen “halkı; güzel ahlakınız, temiz ve adil siyasetinizle doyurun artık! Siz güzel ahlâklı olun ki rakibinizin ahlâksızlığı sizin söylemenize bile gerek duymadan kendiliğinden görünür olsun!” diyoruz.

Demesine diyoruz ama sonra ahlâki olmayı ilke edinmişlerin sistemden dışlandığını ve bu sistemin kazma dişli medyası tarafından görünmez kılınıp asla haber edilmediğini görmekle kalıyoruz!