Zafer, her zaman en güçlü orduların değil; en ağır fırtınadan sonra ayakta kalabilenlerin adının yanına yazılır. Ve bazen bir savaş, bir devletin değil, bir çağın sonunu haber verir.
Aylar boyunca dünyanın gözü Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki büyük hesaplaşmaya çevrilmişti. Washington ve Tel Aviv cephesinden yapılan açıklamalar, İran'ın diz çöktürüleceğini, bölgesel dengelerin tamamen değişeceğini ve Ortadoğu'nun yeni bir düzene gireceğini iddia ediyordu. Ancak bugün gelinen noktada, savaş meydanındaki sloganlardan çok, müzakere masalarının dili gerçeği ortaya koymaktadır.
Benim kanaatime göre, yapılan görüşmelerin ve ortaya çıkan tablonun işaret ettiği sonuç açıktır: İran yenilmedi; aksine, bütün baskılara rağmen ayakta kalmayı başardı. Tarihte birçok kez görüldüğü gibi, büyük güçler sadece askeri üstünlükle değil, siyasi hedeflerini gerçekleştirebildikleri ölçüde kazanırlar. Amerika ve çocuk katili israil'in temel hedefi İran'ı teslim almak, rejimi zayıflatmak ve bölgesel nüfuzunu kırmaktı. Bugün ise konuşulan şey İran'ın teslim olması değil, İran ile anlaşmanın şartlarıdır.
Bu bile başlı başına önemli bir göstergedir.
Çünkü savaşın başında "koşulsuz teslimiyet" söylemini dillendirenler, sonunda müzakere masasını kabul etmek zorunda kaldılar. Bu durum, askeri teknolojinin veya hava üstünlüğünün tek başına zafer anlamına gelmediğini göstermektedir. Siyasi hedefler gerçekleşmemişse, en güçlü ordular bile bekledikleri sonucu elde edemezler.
Daha da önemlisi, bu savaş Batı ittifakının mutlak güç algısına ciddi bir darbe vurmuştur. Uzun yıllardır dünyaya kendi iradesini dayatmaya alışmış olan Amerika, artık eskisi kadar korku uyandıran bir güç olmadığını görmek zorunda kalmıştır. Çocuk katili israil ise ilk defa uzun süreli bir bölgesel savaşın maliyetlerini bu kadar ağır biçimde hissetmiştir.
Ben bu süreci, yalnızca İran'ın direnişi olarak değil, aynı zamanda tek kutuplu dünya düzeninin çözülüşünün yeni bir halkası olarak görüyorum. Çin'in yükselişi, Rusya'nın meydan okuması ve Küresel Güney'in artan özgüveniyle birlikte, Washington merkezli sistem giderek daha fazla sorgulanmaktadır. İran savaşı, bu değişimin sembollerinden biri haline gelmiştir.
Elbette kimse Amerika'nın veya çocuk katili israil'in yarın çökeceğini iddia edemez. Devletler bir günde yıkılmaz. Fakat tarihte bazı savaşlar vardır ki, sonuçlarından çok ortaya çıkardıkları psikolojik ve siyasi kırılmalarla hatırlanırlar. Bana göre bu savaş da onlardan biridir.
Belki bugün değil, belki yarın da değil; fakat ileride tarihçiler geriye dönüp baktıklarında, Amerika Birleşik Devletleri'nin küresel nüfuzunun gerilemeye başladığı ve siyonist çocuk katili israil'in mutlak caydırıcılık efsanesinin aşınmaya başladığı dönüm noktalarından biri olarak bu süreci kaydedeceklerdir.
İmparatorluklar bir günde çökmez; fakat bir gün gelir, kazandıklarını sandıkları savaşlar onların sonunun başlangıcı olur…
Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!