Hatta pedagojik dev gaf, koca yanlış. Hem de yüz yıldır inat edilen koca bir yanlış. Eğitim ve öğretim açısından uygulamaya alınan herhangi bir kararın değerlendirme süresi uzun olsa da bu en fazla on senede oluşur diyebiliriz. Yani on sene içinde net ve anlaşılır dönütler edinilir. Bu dönütler doğrultusunda kararın doğru mu yoksa yanlış mı olduğu anlaşılır. Bu şekilde eğitim ve öğretimin yol haritası bilimsel manada belirlenir. Tabi bu dediğimiz ideolojik saplantılardan ve çıkarsal amaçlardan uzak durabilmiş toplumlar için geçerlidir.
Neyden mi bahsediyorum, tatbikî zorunlu karma eğitimden.
Münih Devlet Pedagoji ve Eğitim Araştırmaları Enstitüsü’nde, Prof. Thomas Schäfer’in koordine edip yönettiği bir araştırma yapıldı. Netice oldukça şaşırtıcı:
“Karma eğitim, sanıldığı gibi kız öğrenciler açısından verimli değil. Hatta yüzyılın en büyük pedagojik yanlışı.” Dediği inattan..
Öncelikle eğitim için kullanılan her zorunlu kelimesi sorunludur. Eğitim ve öğretim isteyerek, bilerek kalıcı izli davranış değişikliğini hedefler. İstemek, sevmek önemlidir yani. Gelelim karma kısmına…
Batının batık değerleri ve batıl saplantılar neticesinde eğitim alanına dayatılan bu ideolojik zorbalığın pedagojik tek bir yönü bile yok. Bireysel eşitlik gölgesinde dayatılan bu yanılgının eğitimsel adalete ne derece zarar verdiğini artık bilmeyen kalmadı. Günümüzde batı ülkelerinin tamamında karma eğitim zorunluluğu onlarca yıl önce kaldırılmış olmasına rağmen bizim ülkemizde bunda ısrarcı olmanın anlaşılır tek bir yönü yok maalesef.
Bilimsel açıdan malumdur ki hem fizyolojik hem psikolojik ve hem de duygusal açıdan kız ve erkek bireyler yaratılış gereği belirgin farklılıklar göstermektedirler. İşin bu kısmını inkâr edebilen zevatlar kalmamış diye buraya fazla girmeyeceğim. Karma eğitimi eğitim açısından inceleyelim.
Karma eğitimin yol açtığı sorunlar vb. başlıkların eğitim çalıştaylarında, bilimsel araştırmalarda ve her düzey tez konusu olduğu günümüzde bunu işliyor olmak gerçekten üzücü bir durum.
Pedagojik açıdan herkesçe kabul görmüş şu zararları sıralamak önemli olacak.
Disiplin olaylarının diğer okullara oranla çok fazla olması hatta pik yapması.
Sürekli mukayese edilerek, bireyin küçük yaşlarda bile kendisiyle barışık olamaması.
Derse odaklanmayı zorlaştırır ve dikkat dağınıklığına neden olur.
Güdülenmeyi zorlaştırır. Başarı düzeylerinde belirgin düşüşler gözlemlenir.
Kız liselerinde veya erkek liselerinde akademik başarı düzeylerinin diğer okullara nazaran belirgin düzeylerde yüksek olması.
Özellikle fizyolojik farklılıklar, bireylerin kendi bedenleriyle duygusal hatta psikolojik sorunlar yaşamasına neden olur. Bu durum entelektüel ve özgün gelişmeyi ciddi boyutta engellemiştir.
Karşı cinsin dikkatini çekmek ve kabul görmek için normal dışı davranışlarda süreklilik gözlenmesi.
Kız öğrencilerin sakin ve uyumlu kişiliklerini suiistimal etmek. Güçlü, erkek hegemonyasının oluşması. Silik, öz güveni az bireylerin sayısında gözlemlenen artış…
Erkek öğrencilerin özellikle şahsiyet edinme dönemlerinde yapay ve yalan karakterlere bürünmesine yani yapaylaşmasına zemin hazırlamakta. Cinsel taciz ve hatta cinsel anarşizmden ise bahsetmeye hayâm elvermiyor diye okuyucuya bırakıyorum. Cinsel dürtülerin ve baskınlığın sürekli aktif oluşu bile her yönüyle öğrenmeyi zorlaştırmakta ve eğitimi verimsizleştirmektedir.
Madem her yönüyle birbirinden farklı ve değişik oranlarda istidat ve kabiliyetleri bulunuyor öyleyse her ikisini aynı ortamda ve aynı eğitim ile neden karmaşıklaştıralım? Eğitimin kalitesini ve verimini bu derece düşüren bu inadın nedeni nedir?
Sadece ideolojik, sadece itkin güçlere yaranma ve dahası nesli bozma desek yanılmış mı oluruz?