Uzun yıllardır futbol takımlarını ve maçlarını takip etmiyorum. Çocukluk-gençlik dönemimde bir ara futbola ilgi duymuştum. Ancak uzun zamandır ne takımları takip ediyor ne de maçları izliyorum. Hatta çocuklarımıza ve gençlerimize futbolu hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline getirmemeleri yönünde tavsiyelerde bulunuyorum.

Sanırım en son, yıllar önce Amerika ile İran arasında oynanan Dünya Kupası maçını büyük bir heyecanla takip etmiştim. O dönemde evimizde televizyon yoktu. Bu yüzden maçı babamın bir arkadaşının evinde birlikte izlemiştik. Babam ve arkadaşları normalde futbolla ilgilenmezlerdi. O yıllarda yoğun bir İslami çalışma içerisindeydiler, tek dert ve hedefleri İslami camianın programlarını hayatlarında uygulamak ve toplumun bu çalışmalarla ve İslami camiayla tanışmasıydı.

Söz konusu yoğunluklarına rağmen o gün onlar da heyecanlıydılar. Çünkü bu karşılaşmanın sıradan bir futbol müsabakası olmadığını, dünya Müslümanları için siyasi bir anlam taşıdığını düşünüyorlardı. İran’ın Amerika karşısında galip gelmesinin dünyanın dört bir yanında Müslümanları sevindireceğini söylüyorlardı.

Maç başladı. Büyük bir mücadele vardı. O gün oradaki birçok kişi, İran’ın yalnızca futbol oynamadığını, inancının verdiği motivasyonla mücadele ettiğini ifade ediyordu. Sonunda İran, Amerika’yı 2-1 mağlup etti. O gün yaşanan sevinç, yalnızca bir futbol galibiyetinin değil, sembolik bir anlamın da tezahürüydü. Büyük şeytan diye tabir edilen Amerika, Müslüman bir ülke olan İran’a mağlup olmuştu. Bu da birçok açıdan mesajlar barındırıyordu.

Aradan tam 28 yıl geçti. Bu yıl, Dünya Kupası finalinde İspanya ile Arjantin karşı karşıya geldi. Normal şartlarda hangi turnuva ya da hangi uluslararası organizasyon olursa olsun takip etme gibi bir alışkanlığım yoktur, bu final maçını da takip etmedim ancak eve geldiğimde maçın ikinci uzatmaları oynanıyordu. Sanırım bu maçı, daha önce maçları takip etmeyen birçok kişi de merakla takip etti. Sebebi ise, Arjantin’in siyonistlere yönelik tutum ve davranışları.

Arjantin Başkanı Javier Milei, işgal rejimine ve soykırımcı Netanyahu yönetimine olan hayranlığını ve bağlılığını çekinmeden her fırsatta ortaya koydu. Final maçından bir gün önce soykırımcı Netanyahu da Arjantin’i tuttuklarını açıkladı. Bu gelişmeler fotoğrafın tümünün net bir şekilde görülmesine vesile oldu. Diğer tarafta ise İspanya’nın siyonistlerin soykırımlarına karşı ortaya koymuş olduğu söylem ve eylemleri söz konusuydu. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, baştan itibaren işgal rejiminin Gazze’de Filistinlilere yönelik katliam ve soykırıma karşı durdu, Avrupa Birliği’nde Netanyahu’nun yayılmacı saldırganlığına destek verilmesine engel olan ülkelerin başını çekti, bu yüzden ABD’yle ters düşmeye de çekinmedi.

Netice itibarıyla final maçının taraflarına baktığımızda bir tarafta Filistin davasına destek veren İspanya diğer tarafta ise siyonizme uşaklık yapmaya ve ABD’ye yaranmaya çalışan Arjantin. Bu açıdan değerlendirildiğinde final maçı, sadece bir futbol maçı olmasının çok ötesine geçti ve insanların bu maça farklı bir anlam yüklemesine yol açtı.

1000 günü aşkın süredir saldırı, soykırım, abluka ve ağır insani bedellerle karşı karşıya kalan Gazzeliler başta olmak üzere, dünyanın farklı bölgelerindeki birçok duyarlı insan İspanya'nın galibiyetini memnuniyetle karşıladı. Hatta Gazze'de bazı kişiler maçın ardından sevinç gösterilerinde bulundu. Bu kutlamalar aslında işgal rejimini ve siyonistsever Arjantin yönetimini protesto anlamı taşıyordu.

Eğer Arjantin yenseydi işgalci katiller sevinecek ve siyonist kibir tavan yapacaktı, Gazzeliler ise üzülecekti. Gazzelileri sevindiren, siyonistleri üzen İspanya’yı tebrik ediyorum. Bu vesileyle, dünyada zulmün, işgalin, katliam ve haksızlıkların sona ermesini ve adaletin, sulh ve selametin tesis edilmesini ve mazlumların gerçek zaferi elde etmesini Cenabı Allah’tan diliyorum. Biliyorum ki er ya da geç tüm alanlarda siyonizm kaybedecek, insanlık kazanacaktır.