Yaratılış sahnesindeki ilk büyük kırılma, ilahi emre karşı sergilenen kıyas merkezli o hadsizlikle başladı. Şeytan, Hz. Âdem'e secde etmeyi reddederken, "Ben ondan hayırlıyım." dedi. (A'râf: 12). Onu isyana sürükleyen elbette sadece kibri değildi; Allah'ın Azze ve Celle'nin takdirini, taksimatını beğenmeyip gözünü başkasına verilene çevirmesiydi.
Aradan hesap edilemeyecek kadar çok zaman geçse de kıyas dediğimiz şey insanı şeytani bir hadsizliğe sürüklüyor.
Herkesin malumudur ki görünürlük çağında yaşıyoruz.
"Görünüyorum, öyleyse varım." felsefesi yaşamın her alanına hâkim olmuş durumda. Görünmeyeni yok sayma durumu da cabası...
Bugün dijital dünya bizlere hayatların tamamını değil, insanların özenle seçilmiş, en seçkin, en güzel sergilenmiş, en üst versiyon kesitlerini sunuyor.
Gözlere ve gönüllere hitap eden en etkili showlar vitrine çıkıyor. Üstelik bu durum sokak, mahalle, köy ve şehir kültürünü de bir şekilde etkiliyor. Neticede vitrinlik pozların arz-ı endam ettiği bu geniş kurguda, gözlerimiz ve gönlümüz bu showların tesiri altında kalarak esiri oluveriyor.
Sonra da içlere oturan kuruntular, hazımsızlıklar ve elbette kıyaslar...
Kendi hakikatini, bir başkasının sanal gerçekliğine kurban etmeceler...
Onda olan bende niye yok demeceler...
Bu kültür günümüzde aileleri ve gençleri had safhada olumsuz etkiliyor. "Eşler eşlerini, evliliklerini, ebeveynler çocuklarını, gençler ise kimliklerini başkalarının hayatları ile kıyaslıyor ve bu kıyas üzerinden puanlayarak değerlendirmeye başlıyor.
Bu değerlendirmede fiziksel özelliklerden tutun da statü, kimlik, kişilik, aş, iş vb. her şey kıyaslanıyor ne yazık ki...
Kafalarda hep o deli soru: "Ben neden onun gibi değilim?"
Ancak bu soru zamanla "Ben neden onun gibi değilim, o hâlde yeterli değilim."
"Yani ben YETERSİZİM." duygusuna ve inancına dönüşüyor. Böylece nimete karşı farkındalık, şükür azalıyor, kanaat tükeniyor. Sürekli bir şikâyet hâli, tatminsizlik, memnuniyetsizlik ve hâliyle değersizlik hissi büyüyor.
Ne yazık ki, başta kişinin kendisi üzerinden inşa ettiği değersizlik hissi, inancı ve sarf ettiği cümleler, kendisiyle ilişkilendirdiği her şeyde kendini gösteriyor...
"Eşim neden bu kadın veya adam gibi değil?
O hâlde eşim yetersiz, ben değersiz ve evliliğim de kusurlu."
"Çocuğum neden filancanın çocuğu gibi başarılı değil? O hâlde ben yetersiz bir ebeveynim, ailem eksik."
Aynı kıyas zehri gençlerin zihnine de sızıyor:
"Ben neden o üniversiteyi kazanamadım? O hâlde başarısızım."
"Neden benim ailem de onunki gibi anlayışlı ve imkân sahibi değil?"
"Neden benim fiziğim, giyimim, hayatım onunki gibi değil?"
Demek ki yetersiz ve değersizim...
Oysa sosyal medyada veya hayatın her alanındaki görünürlük vitrininde gördüğümüz çoğu şey, hakikat değil; bilakis suni gerçekliklerle oluşturulmuş birer vitrin malzemesidir.
Suni vitrinlerle gerçek hayatımızı yarıştırmak ise bizleri onulmaz yaralara, çıkılmaz bataklıklara sürükler maazallah...
İnsanı Rabbine karşı nankörleştirir. Kendisine verilen nimetlere yabancılaştırır. "Başkasının payına odaklanan göz, kendi elindekinin kıymetini göremez hâle gelir."
Kabul edelim ki aileleri yoran, dağıtan, gençleri boğan ve tüketen kıyas kültürü; huzuru huzursuzluğa, şükrü şikâyete, aslı taklide dönüştüren bir tür gaflet hâlidir.
Görünürlük çağında, kıyas panayırında hakikatimizi suni gerçekliklerle takas edenlerden olmamamız duasıyla...