Bir ümmet, kazancını koruduğu kadar onurunu da korusaydı; bugün Gazze'nin enkazı, Lübnan'ın gözyaşı ve mazlumların sessiz çığlığı bu kadar ağır olmazdı. Çünkü aklını menfaatine esir edenler, sonunda izzetini de kaybeder.

Bugün ümmetin en büyük yarası, düşmanının gücü değil, kendi aklını kiraya vermesidir. Kur’an, akıl etmeyenlerin üzerine pislik yağacağını bildirirken sadece bireyi değil, toplumları da uyarmaktadır. Ben bugün yaşadığımız zilletin sebebini başka yerde aramıyorum. Çünkü menfaatimizi korurken gösterdiğimiz hassasiyetin yarısını onurumuz için göstermedik. Ticaretimizi büyütmek uğruna birbirimizle yarıştık, fakat haysiyetimizi korumak gerektiğinde sessizliği tercih ettik. Sonuç ortadadır; zenginleşen kasalarımız oldu, fakirleşen de vicdanlarımız.

Gazze’de çocuklar toprağa düşerken, Lübnan’da anneler evlatlarını kefensiz uğurlarken, rahat sofralarda oturup saadetten söz etmek bana göre utanılması gereken bir çelişkidir. Bir coğrafyada mazlumların çığlığı yükselirken başka bir coğrafyada eğlenceyi, gösterişi ve lüksü normalleştirmek, sadece siyasi değil ahlaki bir iflastır. Ümmet, acıyı paylaşmadığı gün, aslında geleceğini de kaybetmektedir. Çünkü başkasının yangınına seyirci kalanlar, kendi evlerinin de bir gün yanacağını unutmaktadır.

Ben meseleyi sadece yöneticilere yüklemenin kolaycılık olduğuna inanıyorum. Halkın duyarsızlığı, kanaat önderlerinin suskunluğu, sermayenin korkaklığı ve aydınların konforu aynı zincirin halkalarıdır. Herkes sorumluluğunu başkasına bıraktıkça, felaket daha da büyümektedir. Bugün yaşadığımız parçalanmışlık dışarıdan dayatılmış olduğu kadar içeriden de beslenmiştir. Akıl yerine öfkeyi, istişare yerine kutuplaşmayı, adalet yerine çıkarı tercih ettiğimiz sürece hiçbir zafer kalıcı olmayacaktır.

Çözüm ise sloganlarda değil, ahlakta başlamaktadır. Öncelikle ümmet, ortak vicdanını yeniden inşa etmelidir. Eğitim, sadece diploma veren değil, karakter yetiştiren bir anlayışa kavuşmalıdır. Ekonomik dayanışma güçlendirilmeli, mazlumları destekleyen kalıcı fonlar oluşturulmalı, bağımlılığı artıran tüketim alışkanlıkları terk edilmelidir. Bilim, teknoloji ve üretim alanlarında iş birliği yapılmadan siyasi bağımsızlığın korunması mümkün değildir. Aynı zamanda adalet, liyakat ve şeffaflık devletlerin vazgeçilmez ilkeleri haline gelmelidir.

Ben inanıyorum ki ümmet yeniden düşünmeyi, sorgulamayı ve akletmeyi başarırsa kaderi de değişecektir. Çünkü Allah, akleden topluluklara yollar açar; sorumluluktan kaçanlara ise zilleti bırakır. Onurumuzu, ticaretimiz kadar koruduğumuz gün, çocuklarımız korkuyla değil umutla büyüyecektir. Mazlumun gözyaşı dinmeden huzurdan bahsetmeyeceğim. Gazze susmadan sevincimizi eksik sayacağım. Lübnan ayağa kalkmadan rahat uyumayacağım. Çünkü gerçek saadet, sadece kendi evimizin ışıkları yanarken değil, ümmetin bütün evlerinde adaletin, merhametin ve haysiyetin yeniden filizlendiği gün başlayacaktır.

Bugün yapılması gereken ilk iş, olayları duygusal tepkilerle değil, uzun vadeli bir medeniyet perspektifiyle değerlendirmektir. Boykot, yardım, diplomasi, eğitim ve üretim birbirinden kopuk başlıklar değildir; hepsi aynı direnişin parçalarıdır. Camiler sadece ibadet edilen mekânlar değil, bilinç merkezleri olmalıdır. Üniversiteler ezberin değil, çözüm üreten düşüncenin adresi haline gelmelidir. Aileler çocuklarına başarı kadar sorumluluk duygusunu da öğretmelidir. Medya hakikati gizleyen değil, vicdanı uyandıran bir görev üstlenmelidir. İş insanları kazançlarını sadece bilanço rakamlarıyla değil, mazlumlara sundukları katkıyla da değerlendirmelidir. Hiç kimse, tek başına dünyayı değiştiremeyeceğini söyleyerek sorumluluktan kaçmamalıdır. Küçük görülen samimi adımlar, büyük dönüşümlerin başlangıcı olabilir. Ben kalemimi bunun için kullanıyorum. Suskunluğu normalleştiren her cümleye karşı konuşmayı, umutsuzluğu büyüten her propagandaya karşı hakikati savunmayı tercih ediyorum. Çünkü akıl eden insan, sadece olanı seyretmez; olması gereken için emek verir. İşte ümmetin yeniden ayağa kalkacağı gün de, menfaatin değil ilkenin, korkunun değil cesaretin, çıkarın değil adaletin tercih edildiği gün olacaktır. Hiçbir nesil, kendisine emanet edilen izzeti erteleme hakkına sahip değildir. Bugün atılacak bilinçli her adım, yarının özgür çocuklarına bırakılmış en değerli mirastır. Korkuyu değil umudu büyütelim; ayrılığı değil kardeşliği güçlendirelim. Çünkü akleden toplumlar yeniden doğrulur, unutulan değerler yeniden yeşerir ve tarih, onurunu koruyan milletleri daima saygıyla hatırlar, diğerlerini ibretle anar.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!