Herkesin oturduğu masada kalmak kolaydır; asıl cesaret, tehditlerin gölgesinde ayağa kalkabilmektir. Çünkü bazen bir milletin büyüklüğü, imzaladığı anlaşmalarla değil, reddettikleriyle ölçülür.

Benim nazarımda tarihte bazı anlar vardır ki, silahların gücünden daha çok iradenin gücünü ortaya koyar. ABD ile İran arasında yürütülen görüşmeler tam da böyle bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu defa alışılmış senaryo işlemedi. Washington'un tehditleri, yaptırım dili ve Donald Trump'ın yüksek perdeden konuşmaları, Tahran'ın iradesini kırmaya yetmedi.

Trump yıllardır aynı yöntemi uyguluyor. Önce tehdit ediyor, sonra baskıyı artırıyor, ardından karşı tarafın geri adım atmasını bekliyor. Fakat İran söz konusu olduğunda bu hesabın tutmadığını görüyoruz. Çünkü masadan kalkabilmek, gerektiğinde "hayır" diyebilmek, büyük devlet olmanın ilk şartlarından biridir.

Ben açık konuşayım; bugün Ortadoğu'da Amerika'nın en büyük problemi, artık herkesin onun blöflerini eskisi kadar ciddiye almamasıdır. Bir zamanlar sadece uçak gemilerinin görüntüsü bile ülkeleri hizaya sokmaya yetiyordu. Şimdi ise tehditlerin ardındaki siyasi yorgunluk ve stratejik çıkmaz daha görünür hale gelmiş durumda.

Trump'ın sert açıklamalarıyla diplomasi masasında verilen tavizler arasındaki çelişki, aslında Washington'un içinde bulunduğu açmazı gösteriyor. Bir taraftan dünyaya güç gösterisi yapmak isteyen bir Amerika var, diğer taraftan ise imajını kurtarmaya çalışan bir Beyaz Saray. Bu yüzden her sert açıklamanın ardından yeni bir uzlaşma arayışı ortaya çıkıyor. Son günlerde yapılan temaslarda tarafların ilerleme kaydettiği yönündeki açıklamalar da bunu gösteriyor.

Benim kanaatime göre İran'ın asıl başarısı, savaş meydanında değil, psikolojik mücadelede ortaya çıkmıştır. Çünkü Tahran, bütün baskılara rağmen kendi şartlarını tamamen terk etmediğini gösterdi. ABD yönetimi ise başlangıçta dile getirdiği birçok sert talebi zaman içerisinde yumuşatmak zorunda kaldı.

Ortadoğu, emperyal projelerin mezarlığı olmuştur. Afganistan'da, Irak'ta ve Suriye'de yaşananlar bunun en açık örnekleridir. Şimdi aynı bataklığın farklı bir versiyonu İran dosyasında ortaya çıkıyor. Amerika ne kadar derine inerse, bölgenin karmaşık dengeleri içerisinde o kadar fazla yıpranıyor.

Bana göre Trump bugün zafer görüntüsü vermeye çalışıyor. Fakat gerçek zafer, bütün baskılara rağmen masayı terk etmeye cesaret edebilenlerin hanesine yazılır. Çünkü bazen oturmak değil, gerektiğinde kalkabilmek büyük devletlerin karakterini ortaya koyar.

Ve tarih bize defalarca göstermiştir ki, gücün büyüklüğü kadar, o güce karşı direnme cesareti de medeniyetlerin kaderini belirler. Bugün İran'ın ortaya koyduğu tavır, destekleyenleri açısından yalnızca siyasi bir duruş değil, aynı zamanda baskıya boyun eğmemenin sembolü olarak görülmektedir. Amerika ise her geçen gün Ortadoğu'nun çözülmemiş düğümleri içerisinde daha fazla enerji harcarken, kendi küresel itibarını koruma mücadelesi vermektedir. Zira bazen asıl yenilgi, savaş meydanında değil, dünyayı ikna etme kabiliyetini kaybettiğiniz anda başlar.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!