Washington, İran'ın atomunu durdurmaya çalıştı; fakat coğrafyasını ortadan kaldıramadı. Çünkü bazen en büyük silah, bir ülkenin elindeki bomba değil, dünyanın ona mecbur olduğu geçittir.
ABD ile İran arasında yaşanan son savaşın ardından herkes Tahran'ın nükleer programının akıbetini konuşuyor. Washington yönetimi, yıllardır İran'ın atom bombasına ulaşmasını engellemeyi stratejik hedef olarak ilan etti. Ancak bana göre ortaya çıkan tablo, hesapların tam tersine işaret ediyor. ABD, İran'ın nükleer kapasitesini sınırlamaya çalışırken, farkında olmadan Tahran'ın eline atom bombasından daha büyük bir caydırıcılık aracı verdi.
Bu yeni silahın adı Hürmüz Boğazı'dır.
Dünyanın enerji damarlarından biri olan Hürmüz Boğazı, artık yalnızca coğrafi bir geçiş noktası değil, aynı zamanda İran'ın elindeki en büyük stratejik koz haline gelmiştir. Bugün dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar su yolundan geçmektedir. Dolayısıyla Hürmüz Boğazı üzerinde oluşacak herhangi bir kriz, yalnızca Körfez'i değil, Avrupa'dan Asya'ya kadar bütün küresel ekonomiyi etkileyebilecek sonuçlar doğuracaktır.
Bir nükleer silahın caydırıcılığı şüphesiz büyüktür. Ancak nükleer silahın kullanılmasının bedeli de çok ağırdır. Buna karşılık Hürmüz Boğazı, İran'a savaş ilan etmeden, tek bir füze atmadan, dünya piyasalarını sarsabilecek bir baskı gücü sağlamaktadır. Bu nedenle bana göre Tahran'ın elindeki yeni güç, atom bombasından daha etkili bir caydırıcılık mekanizmasına dönüşmüştür.
Son savaş, Körfez ülkeleri açısından da yeni gerçekleri ortaya çıkarmıştır. Geçmişte İran'ı yalnızlaştırmaya çalışan bölge ülkeleri, artık komşularıyla daha dengeli ilişkiler kurmak zorunda olduklarını görmek durumundadır. Çünkü Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, aynı zamanda Körfez ekonomilerinin, enerji ihracatının ve bölgesel istikrarın da garantisidir.
Benim kanaatime göre bundan sonraki süreçte Körfez ülkeleri ile İran arasındaki ilişkiler, rekabetten ziyade karşılıklı çıkarlar üzerine kurulmak zorunda kalacaktır. Zira coğrafya değişmez. Komşular değişmez. Değişen yalnızca güç dengeleridir.
Bugün gelinen noktada İran'ın en büyük caydırıcı gücü, zenginleştirilmiş uranyum stokları değil, Hürmüz Boğazı üzerindeki jeostratejik konumudur. Tahran, ihtiyaç duyduğu her anda bu kartı masaya koyabilecek kapasiteye sahip olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.
Belki de savaşın en büyük ironisi burada yatmaktadır. ABD, İran'ın atom silahına sahip olmasını engellemek için harekete geçti. Fakat ortaya çıkan sonuç, İran'ın eline atom bombasından daha büyük siyasi ve ekonomik etki oluşturabilecek bir kozun geçmesi oldu.
Tarih bazen savaşların galibini cephede değil, haritaların üzerinde belirler. Hürmüz Boğazı da bugün İran açısından tam olarak böyle bir stratejik üstünlüğün sembolüne dönüşmüş görünmektedir.
Gazze'ye ve İran'a selam, direnişe devam!