İmparatorluklar en çok, yenilmediklerini ispat etmeye çalıştıkları gün çökmeye başlar…

Ben bugün Ortadoğu'da yaşananları yalnızca bir savaş olarak okumuyorum. Bana göre yaşananlar, Amerikan imparatorluğunun görünmeyen duvarlarının çatırdamasıdır. Washington yıllardır dünyaya korku pazarladı, dokunulmazlık sattı, yenilmezlik algısı üretti. Fakat hiçbir propaganda hakikatten daha güçlü değildir. İran ile yaşanan son çatışmalar, askeri sonuçlarından bağımsız olarak Amerika'nın en büyük sermayesi olan psikolojik üstünlüğüne ağır darbe vurmuştur. Bir imparatorluk tankıyla değil, efsanesiyle ayakta durur. Efsane sarsıldığında geriye yalnız güç gösterisi kalır.

İran'ın verdiği karşılıkların askeri boyutu elbette tartışılabilir. Ancak inkâr edilemeyecek gerçek şudur: Amerika ilk kez dünyanın gözü önünde mutlak iradesini kabul ettiremedi. Bugün Washington'un öfkesi bana güçten çok telaşı göstermektedir. Çünkü korku duvarında açılan küçücük bir gedik bile, yıllarca inşa edilen küresel düzeni sorgulatmaya yeter.

Katil israil ise artık eski israil değildir. Bir zamanlar çevresine mutlak caydırıcılık hissi veren yapı, bugün her saldırının ardından daha fazla uluslararası desteğe ihtiyaç duyan bir görüntü vermektedir. Güvenlik yalnız demir kubbelerle sağlanmaz; meşruiyetle, adaletle ve vicdanla da korunur. Gazze'de dökülen her damla masum kanı, katil israil'in siyasi geleceğinden eksilen yeni bir sayfa olarak görüyorum. Silahlar şehirleri susturabilir; vicdanları susturamaz.

Fakat bütün bunlardan daha ağır bir utanç var. İslam dünyasının sessizliği… Neredeyse iki milyarlık bir ümmet, tarihinin en acı sınavlarından birinde seyirci olmayı tercih ediyor. Katil israil'den korktukları kadar Allah'tan korksalardı, siyonizmin öfkesinden çekindikleri kadar ilahi adaletten çekinselerdi, bugün Müslümanların kaderi bambaşka olurdu. Makamını korumak için susanlar, yarın tarih önünde suskunluklarının hesabını veremeyeceklerdir.

Amerika bugün hala uçak gemileriyle, üsleriyle ve yaptırımlarıyla dünyaya mesaj vermeye çalışıyor. Oysa tarih bize başka bir hakikati öğretmiştir. Roma da kendisini ebedî sanıyordu. Sovyetler Birliği de yıkılmaz olduğuna inanıyordu. Hiçbir güç adaletin yerine korkuyu koyarak sonsuza kadar yaşayamadı. İmparatorlukları yıkan çoğu zaman dışarıdaki düşmanlar değil, içeride büyüyen kibir olmuştur.

Ben hiçbir devleti kutsamıyorum. Hiçbir yönetimi hatasız da görmüyorum. Ancak dünyanın bugün ihtiyaç duyduğu şey, güçlünün hukukunu alkışlamak değil, hukukun gücünü savunmaktır. Çifte standart üzerine kurulan düzenler uzun ömürlü olmaz. İnsanlığın vicdanı er ya da geç bu düzenleri reddeder.

Ben inanıyorum ki bugün çatırdayan yalnız bir askeri ittifak değildir. Çatırdayan, onlarca yıldır dünyaya korku üzerinden hükmeden anlayıştır. Tarih yeni bir dönemin kapısını aralıyor olabilir. Bu kapının ardında ne olacağını kimse kesin bilemez. Fakat bildiğim bir gerçek var: Zulüm ebedi değildir, kibir sonsuz değildir, hiçbir imparatorluk da Allah'ın adaletinden büyük değildir. Tarih, eninde sonunda hakikatin tarafında duranları hatırlayacaktır.

Gazze’ye ve İran’a selam, direnişe devam!