Yaşadığımız ülkede 18 yaşına kadar herkes çocuk sayılıyor. Yaptıkları, ettikleri, sorumlulukları ‘büyükçe’ olsa da kanunlar karşısında çocuk kabul ediliyor. En azından mevcut hukuk sistemi buna göre işliyor. Bu da bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Bir çocuğun yetişmesinde en büyük sorumluluk, onu yetiştiren kurum ve sistemlerdedir.
12 yıllık zorunlu eğitimi de göz önünde bulundurursak, 18 yaşına kadar yetişen her çocuk ‘resmî olarak’ Millî Eğitim tarafından yetiştiriliyor. Gününün büyük bölümünü okulda geçiriyor, hayatının en şekillendirici yıllarını eğitim sistemi içinde tamamlıyor. Bu yönüyle bakıldığında ortaya çıkan ürünün tek başına olmasa da önemli ölçüde Millî Eğitimin ürünü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Elbette aile, arkadaş çevresi, medya, dijital dünya ve yaşanılan sosyal çevre gibi başka birçok etken de vardır. Bunların hiçbirini yok sayamayız. Ancak günün sonunda resmî olarak bu yaşa kadar eğitimin, öğretimin ve insan yetiştirmenin muhatabı Millî Eğitimdir. Bu nedenle şahitlik ettiğimiz gençlik ile ilgili eğitim ve terbiye konusunda bir şeyler söyleme hakkımız vardır sanırsam.
Bizden alıp “Biz terbiye edeceğiz, biz eğiteceğiz” dediğiniz çocuklarımız ve gençliğimiz ile ilgili;
Yetiştirildikleri müfredatın ve eğitim ortamının gözden geçirilmesi gerekmiyor mu?
Eğer ‘eğitim çıktısı’ eleştiriliyorsa o zaman soruyoruz: Ne öğretiyorsunuz bu çocuklara? Nasıl öğretiyorsunuz?
Yıllardır uygulanan yöntemlerin gerçekten hedefe ulaşıp ulaşmadığı cesaretle konuşulmamalı mı?
Eğitimin sürekli bir yarış olmaktan çıkarılması gerekmiyor mu?
Başarı yalnızca sınav puanıyla ölçülmeye devam ettiği sürece gerçek eğitimi konuşabilir miyiz?
Hayatın yanında hayatın içindeki gerçekleri de çocuklarımıza kazandıracak bir anlayışa ihtiyaç yok mu?
Millî Eğitimin insan yetiştirme konusuna daha derinlikli dokunması gerekmiyor mu?
Zorunlu eğitimin zaman zaman zorla eğitime dönüşmesine bir neşter vurulması gerekmiyor mu?
Okula gitmeyi mecburiyet olarak gören, öğrenmeyi ise yük gibi hisseden bir nesil yetiştirmenin kimseye faydası yoktur. Eğitim; isteği öldüren değil, merakı canlı tutan bir süreç olmalıdır. Ortaya çıkan tablodan bunu okuyamıyor musunuz?
Okullarda belki de en büyük sorun kaynaklarından olan şu karma eğitime dokunmayacak mısınız?
Karma eğitim konusunda meclise sunulan kanun teklifine nasıl yaklaşacaksınız?
Evet, yıllardır tartışılıyor karma eğitim meselesi. Ama hiçbir adım atıl(a)mıyor. Oysa bu konu sadece ideolojik tartışmaların konusu olmamalıdır. Eğitim ortamlarının öğrencilerin akademik başarısına, psikolojik gelişimine, dikkatine, disiplinine ve sosyal gelişimine etkileri bilimsel veriler ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Hiçbir konu "dokunulmaz" değildir. Eğer daha iyi bir eğitim hedefleniyorsa, her uygulama sorgulanabilmeli, konuşulabilmeli ve gerektiğinde yeniden düzenlenebilmelidir.
Son olarak, biz gençliği nereye hazırlıyoruz?
Sınavlara mı hazırlıyoruz, yoksa hayata mı?
Şu iyice bilinmelidir. Eğitim sadece bilgi aktarmak değildir. İnsan yetiştirmektir. Karakter inşa etmektir. Hayata hazırlamaktır.