Bu köşede 28/01/2026 günü, yukarıdaki başlığın aynısının “Kürdno” versiyonunu yazmıştım. Yazımda; PKK’nın yanlışları karşısında susan Kürtleri özeleştiriye çağırmıştım. Özeleştiri yapılır veya yapılmaz, çok da önemli değil ama kamunun vicdanı zaten her türlü eleştiriyi yapıyor.
Tarihin adil şahitleri olmak adına, bu çağrının bir benzerini Türk halkına yapmak isterim. Kürt veya Türk gibi kelimeleri kullanıyor olmam yanlış anlaşılmasın, insanları bu tür isimler üzerinden kategorize etmenin yanlış olduğuna inananlardanım.
Ama ortada bir gerçek var. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Kürtlere yapılanlar karşısında kayda değer bir tepki göstermeyen ve bu ülkenin Batı’sında yaşayan halklar. Bunların ismine Türk, Azeri, Çerkez, Abhaz veya başka bir şey diyebilirsiniz. Fakat sonuç değişmiyor. Kendilerine yönelik olmadığı sürece yapılanlar karşısında genellikle susan insanlar.
Hadi diyelim ki; Şeyh Sait ve arkadaşları, sizlerin deyimiyle müesses nizama isyan etmişti. Varsayalım ki Musul ve Kerkük’ün kaybına sebebiyet vermişlerdi. Neticede Amed Dağkapı Meydanında, 46 arkadaşı ile birlikte idam edildiler.
Peki, Şeyh Said’in idamının ardından yaşananlar. Ağrı’da olanlar, Zilan deresinde yaşananlar. Cumhuriyet Gazetesi’nde; “Asiler 5 Günde İmha Edildi” manşeti ile verilen ve “Temizlik Başladı Zeylan Deresindekiler Tamamen İmha Edildi” diye devam eden, neticede katledilen kadın, kız, çocuk, yaşlı, genç, bütün bir halktan oluşan 15 bin insan. Alakamış Köyünde, bir avluda yakılan binin üzerinde köylü vatandaş.
Bütün bunlar olurken neden birileri çıkıp ne oluyor demedi? Hadi günün şartları diyelim veya duymadınız, etmediniz ama şimdi herkes neler yaşandığını az buçuk biliyor. Neden Kürd’ün yaşadığı bunca katliamı dile getirecek etkili ve yetkili bir ses duymadık.
Tamam, PKK terör yöntemine başvurdu. Peki, PKK bahane edilerek bölgede yaşanan bunca katliamı mazur gösterecek bir yasa mı var?
Belki garip karşılayacaksınız, bunca katliamın yaşandığı bir zamanda senin dile getirdiğin “Parmaklar” da neyin nesi oluyor diyeceksiniz ama ben yine de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakalım yaşananlar karşısında birilerinin vicdanı sızlayıp harekete geçecekler mi?
24/06/1994 günü, Şırnak’ın İdil ilçesinde PKK’nın saldırısı sonucu büyük bir çatışma çıktı. Biz siviller, sığınak gibi sağlamlaştırmaya çalıştığımız evlerimizde tam siper yatmak durumunda kalmıştık.
Sabah çatışmanın feci sonuçlarını yavaş yavaş duyuyor, görüyorduk. Meğer İdil’in ana caddesi üzerinde bulunan bir polis karakolunda 5 polis, tam olarak ne olduğu bize yansıtılmayan bir olay sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi.
Kimi PKK’nın açtığı ateş, kimi de havan topunu ateşlemeye çalışırken ellerinde patlaması sonucu olay oldu dedi. Eğer halihazırda ismi değişmediyse, o polis merkezine “Beşşehitler Karakolu” adı verildi.
Cenazeler geçirilirken herkes gibi bizler de ağladık. Hele hele bir bayanın pencereden polis eşine ağıt yakmasını unutamadım, unutamıyorum.
Bu olaydan sonra İdil çarsısındaki onlarca dükkâna panzerlerle girildi. Yakıldı, yıkıldı. İdil’in üzerinde kapkara bir bulut tabakası oluştu.
Belki bunu anlarım. Arkadaşlarını kaybetmenin verdiği acı ile polis kontrolsüz davrandı diyebilirim.
Ama iş daha bitmemişti. Mahallelerden gözaltına alınan yerli halk, grup grup Emniyet binasının bulunduğu alana getiriliyordu. Herkesten istenen şey; şehadet, yani tetik parmaklarını bir taşın üstüne koymalarıydı. Sonra G3 veya M16 tüfeklerinin namlu uçlarını bu parmakların üzerine koyup, sağa veya sola doğru bastırarak bir kere çeviriyorlardı.
Getirilen insanların hepsinin tetik parmakları kırıldı. İdil çarşısında gezen yüzlerce sivil insanın parmakları sarılıydı.
Hiç kimse yaşanan olayın şoku ile bu durumu normalleştiremez. Bunun bir devlet uygulaması olmadığı bilinse dahi yaşananlardan bizatihi devletin kendisi sorumludur. Devlet aklı, yaşananlar karşısında böyle fevri davranamaz, davranmamalı.
Roboski’den Ceylan Önkol’a, binlerce olay anlatılabilir. Nitekim herhangi bir Kürd’ü yoldan çevirip sorsanız, size yukarıdakine benzer yüzlerce olay anlatacaktır.
Şimdi Cumhuriyet tarihi boyunca bütün bu olaylar yaşandı ve kapandı mı? Ya da hiç mi yaşanmadı? Kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyon’unda birileri bunları dile getirmeyecek mi?
Benim yazdıklarım kapanmış veya kabuk bağlamış bir yarayı deşmek değil. Çünkü bu yaraların hiçbiri kapanmadı. Dediğim gibi toplum hafızası unutmuyor.
Şimdi başta Komisyon olmak üzere yetkili veya etkili zat veya şahsiyetler, sivil toplum kuruluşları, barolar, odalar ve en son Komisyon Başkanı dahil herkese sesleniyorum.
Hiç kimse bir şey söylemeyecek mi? Bu olaylar yaşanmadı mı? Yaşanmadı ise söyleyecek bir şeyimiz yok. Bu yazıyı bir iftira yazısı olarak arşivleyebilirsiniz. Ama ya yaşandı ise söyleyecek üç kelamınız yok mu?
Bence cesur birilerinin çıkıp “Özür dilemesi” gerekiyor. Sakın korkmayın. Bu özür PKK’nın hanesine kâr olarak yazılmaz. Ancak sizlerin hanenize, tarihe karşı sorumluluğunuza, toplum vicdanına karşı hassasiyetinize artı olarak kaydedilir.