Kuruluşundan bu yana en sık kullandıkları argüman olan “Kürt Özgürlük Mücadelesine” PKK’nın öncülük etmesi, Kürtlerin en büyük şanssızlığıdır. 1984’ten bu yana çatışma, suikast veya infazlarla geçen bunca yılın ardından Cemil Bayık’ın “Bağımsız Kürdistan stratejik bir slogandı” demesi, iki kere ikinin yine dört ettiğinin itirafıdır. Dahası, bu durum “Biz sizi aldattık” demenin biraz süslü halidir.

Eskiden de bu durumu bilen biliyordu. Bilmeyenlerden bazıları şimdi yavaş yavaş anlıyorlar; ama esas mesele, bilmek istemeyen bir yığın halktır.

Evvelen, bu parti komünist ideolojiyi benimsemekle Kürtlere en büyük ihaneti yaptı. Çünkü bu ideoloji, Kürtlerin dini olan İslam ile çatışıyordu ve kadim Kürt geleneklerine tersti.

Saniyen, partinin kuruluş aşaması dahi karanlıktı. MİT’in bu oluşumun neresinde olduğu tam belirginleşmemiş olsa da bir yerlerinde olduğu kesindir. Belki PKK; “Kuruluş aşamasında biz de MİT’i kullandık” diye bir açıklama getirebilir ama gelin görün ki kimin kimi kullandığı sorusunun cevabı, akıtılan binlerce Kürt gencinin kanı üzerinden anlaşılabilir.

Neden PKK kuruluş aşamasına diğer Kürdî örgütleri öldürerek başladı? Kendisi gibi seküler olan bu Kürdî yapıların lider veya üyelerinden binlerce Kürt gencini katletti. Kimin kimi kullandığı açık seçik ortada değil mi? Bütün Kürdî örgütler ya kaçtı ya da PKK’ye entegre olup bu örgütün içinde eridi. Bir süre sonra da bütün ateş gücüyle, yine ana gövdesi Kürtlerden oluşan Hizbullah’a saldırdı.

Salisen, Suriye’ye yerleşen PKK, bu devletin bir aparatı haline geldi. Hafız Esad, PKK’yı Türkiye’ye karşı politik bir araç olarak kullandı. Oysa Esad, Suriye’deki Kürtlere kimlik dahi vermiyor ve onları vatandaş olarak kabul etmiyordu. Öyle ki PKK, el-Muhaberat’ın tetik gücü haline gelmişti. Bazen PKK’nın iç infazlarında Suriye haber alma teşkilatı rol alıyordu. Birazcık insaflı olanlar, Selim Çürükkaya’nın Xani TV’deki açıklamalarına müracaat edebilirler. Eğer ele geçirilseydi, Selim Çürükkaya Beyrut’ta el-Muhaberat tarafından öldürülecekti.

Rabian, Birinci Körfez Krizi'nde Turgut Özal’ın ABD’den yana tavır alması sonucunda Irak coğrafyasına iyice yerleşme imkânı bulan PKK, bu kez KDP ile çatıştı. “Kürt kasabı” olarak bilinen Saddam, kartların karıldığı masada PKK’yı Türkiye’ye karşı elini güçlendirmek için kullandı.

Görüldüğü üzere Kürdistan’ın her parçasında da PKK bir şekilde kullanıldı; hem de Kürtlerin öz evlatlarına karşı. İş uluslararası boyut kazanınca PKK, IŞİD’e karşı ABD’nin Suriye’deki askeri kara gücü olmayı kabul etti. ABD gibi bir emperyalistin amaçları uğruna on binin üzerinde Kürt gencinin kara toprağa düşmesine sebep oldu.

Diyeceksiniz ki “PKK’nın hiç mi bir iyiliği olmadı?” Evet, bölge insanında Kürdî bir bilinçlenme gerçekleştirdi ancak oluşturduğu bu bilinci de masada peşkeş çekiyor. “Halkların kardeşliği” diyor ki bunu söylemesinde bir sakınca yoktur; ama bu söylem için evvel emirde kurulacak bir sivil toplum kuruluşu veya parti yeterdi.

Görünen o ki PKK, Kürtlerin enerjisini heba ederek tüketti.