Evet… Yanlış okumadınız.

Prenses değil, premses.

Üstelik erkek...

Zira bir sıfatı değil; girilen bir rolü, oluşturulan bir imajı, inşa edilen suni bir kimliği ifade ediyoruz.

Modernitenin hızı ve dijital dünyanın pompaladığı kimlik karmaşası, toplumsal hayatın sarsılmaması gereken dengesi olan cinsiyet rollerini bugün ciddi bir sınavla karşı karşıya bıraktı. Toplumsal huzurun ve aile saadetinin anahtarı olan bu roller, aslında sadece biyolojik bir tanım değil; fıtri bir denge ve ağır sorumluluklar bütünüdür.

Ancak ikisini karıştıra karıştıra, karşı karşıya getire getire çok farklı roller türettiler.

İnanmak isteyen istediği gibi inansın, düşünmek isteyen dilediği gibi düşünsün…

Biz; Rabbimizin kadına ve erkeğe farklı fıtri özellikler ve bu özelliklere paralel yükümlülükler verdiğine iman ediyoruz. Bu noktada Kur’an-ı Kerim’in erkeğe yüklediği “kavvam” sıfatı, bugün her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor.

Kavvam olmak bir üstünlük değil; bilakis sorumluluktur. Kavvam; koruyup gözeten, ailenin maddi ve manevi yükünü omuzlayan, kriz anlarında sığınılacak bir liman ve duygusal fırtınalarda dengeyi sağlayan, aileye yön ve yordam merkezi oluşturandır.

Bir evin erkeği, kavvamlık vazifesini yerine getirmiyorsa, o evin duygusal fırtınaları dinmez, yönü ve yordamı belirsizdir, limansızdır...

Sosyolojik, psikolojik ve fıtri açıdan erkeğin bu “merkez” olma vasfı, toplumsal dokunun bir yerde bağışıklık sistemidir. Metabolizmasının direncidir. Ve bu durum en çok da kadın, aile ve çocuk için huzur, mutluluk ve emniyettir.

Ancak modern dünya, erkeği koruyucu ve kararlı fıtratından koparıp popüler kültürün bir nesnesi hâline getirdikçe, erkeğin bu vakur duruşu da kültürel ve ahlaki bir aşınmaya uğradı.

Ne yazık ki; sorumluluk almanın yerini bireysel konfor ve benmerkezcilik, fedakârlığın yerini faydacılık, sabırlı olmanın yerini hazcılık, kararlı ve istikrarlı olmanın yerini ise sosyal onay kaygısı ve çekimserlik aldı. Ve buna benzer sayabileceğimiz pek çok şey yer değiştirdi.

Hâliyle o güçlü ve kararlı “kavvam” erkek modeli zayıflayarak yerini, her geçen gün daha fazla yaygınlaşan “premses erkek” prototipine bıraktı. Bu tipoloji ise fıtratındaki otoriteyi ve kuşatıcılığı kaybettiği oranda; sorun çözmek yerine çocuksu bir edayla küsen, sorumluluktan kaçıp sürekli ilgi bekleyen, açık iletişim kurmak yerine “trip” ve pasif-agresif yöntemlerle duygusal manipülasyona başvuran edilgen bir karaktere dönüştü.

Elbette bu durumdan en çok da aileler yara aldı, alıyor…

Şimdi buna kendi gerekçeleri üzerinden tepki gösterenler de olacaktır. Ama biz hakikat üzerinden ifade edelim ki; “erkek”, bir ailenin dayanağıdır. Kadın ona dayanır, çocuklar kadına…

Erkek metin olmazsa, dayanıklılığını yitirirse; önce kadın yıkılır, sonra çocuklar ve nihayetinde aile…

Örneğin kadın, yaslanabileceği güvenli bir liman ararken karşısında ahlâkî ve duygusal olarak olgunlaşmamış bir karakter gördüğünde, aile içi hiyerarşi bozulur. Bu gibi ailelerde genelde kadınların, erkeklerin yerine getirmediği vazifeleri üstlendiğini görürüz. Kadının dayanağı zayıftır; her şey onun üzerine yıkılmıştır. Kendisi de yıkılmamak için çırpınıyordur. Can havliyle yaptığı eylemler ise onu kadın kimliğinden soyutlamaya başlamıştır.

Bu tabloda erkek de hızla kendi kimliğinden kopar. Ancak bu durumu sadece kadının, erkeğin vazifesini yapmak zorunda kalması gibi bir ölçüt üzerinden değerlendirmek eksik olur. Durumu psikolojik ve sosyolojik olarak geniş bir çerçevede değerlendirmek gerekir. İşte o zaman bu durumun, özel ve sosyal hayatı olumlu veya olumsuz şekilde etkileyen güçlü bir etmen olduğu görülecektir.

Mesela çocuklar, çatışma çözmeyi bilmeyen bir babayı örnek alarak kendi kimliklerini inşa ederken benzer karmaşalara sürüklenebilirler.

Ve bu minvalde örnekleri çoğaltabiliriz.

Sonuç olarak modern dünyanın, kadını ve erkeği fıtratından koparıp tek tipleştirme çabası; en başta aile kurumunu bir çatışma ve karmaşa alanına dönüştürmüştür. Toplumsal huzurun reçetelerinden biri de erkeğin tekrar kendi fıtratındaki vakarı, saygınlığı, güveni ve koruyuculuğu kuşanmasıdır.

Kavvam olmasıdır!

Ortalıkta aileyi ifsat eden çakalların cirit attığı bir dünyada, erkeğe premses olmak değil; aslan olmak yakışır.