Kürtler, Mezopotamya’nın kadim halklarından biri. 40-50 milyonluk nüfuslarıyla, Ortadoğu diye isimlendirilen bölgenin etkin topluluğu. Hicretten sadece 18 yıl sonra İslam’ı kabul eden ve bu tercihleriyle Araplardan sonra çok erken bir dönemde Müslüman olan bir millet. Alparslan’ın Malazgirt öncesi; “Bizans’a karşı dindaşlarınızı destekleyin” diyerek yardım istediği ve küffara karşı 10.000 kişilik bir ordu ile 1071 zaferinin kazanılmasında kritik rolü olan kavim. İdirs-î Bitlisî’nin çabalarıyla, belki de amcaoğulları olan İranlılara karşı gelerek, Osmanlıya destek veren, Osmanlıların ise kendilerine “Kürd” ve yaşadıkları coğrafyaya da “Kürdistan” dediği halk. Birinci Dünya Savaşında din kardeşleri ile aynı idealler uğruna omuz omuza savaşan ama sonuçta devletleşemeyen bir millet. Batılıların sınırları çizerken, sorun oluşturacak ve ileride bu sorunları kaşıyarak, birlikte yaşadıkları dindaşlarına karşı kullanabilecek problemler bırakacak tarzda coğrafyalarını taksim ettikleri etnik topluluk. Kürtler açısından; her bir parçası ayrı olsa da aslında ailesi parçalanmış anne ve babanın çocuklarının bir araya gelmesi elzem olan, tarihi kadim bu coğrafyanın mirasçıları. Dört parçanın Türkiye, Irak, İran ve Suriye’nin payına verildikten sonra, her bir coğrafyada asimilasyona uğrayan, Kürtçe konuşmanın yasak olduğu dönemler geçiren, Zilan ve Halepçe gibi toplu katliamlara duçar olan ve kendilerince kurtuluş için çıkardıkları örgütlerin dahi zulmüne uğrayan mazlum, mahrum, mağdur ve mustazaf bir millet. Şimdi yeni bir aşamaya gelmiş durumdalar. Atalarının seküler hayata prim vermediği halde yavaş yavaş seküler yaşama alıştırıldıklarından, Batılıların ve dahi siyonizmin bakışlarını celb ediyorlar. Bir türlü haklarını kendilerine reva görmeyen Müslüman topluluklar nedeniyle siyonizmin araçsallaştırmaya çalıştığı Kürtlerin, bu yöne kayma tehlikesi potansiyel olarak vardır. Şer’i olarak Allah nasıl Türkleri, İranlıları, Arapları yaratıp, onlara belirli hakları verdiyse, herhalde aynı Allah Kürtleri yaratıp, aynı hakları onlara da vermiştir. Örfi olarak “Her milletin kendi geleceğini tayin hakkı” olduğu söylenmektedir. Bu hak sadece Kürtlerden esirgeniyorsa ortadaki çelişkiyi görmek için öyle uzun uzun düşünmeye gerek yoktur. Bütün bu olumsuz koşulların yanında, örneğin İsmet Özel gibi birinin Kürtlere yaklaşımı, onların bir millet dahi olmadığı anlamına gelecek sözleri ve Amed ismi üzerinden ötekileştirilmeleri siyonizme hizmet etmektedir. Şu an Kürtlerin insani ve İslami haklarına karşı duran Müslüman devletlerin geçmişleri emperyalistlerle kesişmektedir. Dolayısıyla konu Kürtler olunca “Bu emperyal bir oyundur” diyerek karşı pozisyon almak hiç samimice değildir. Türkiye, son zamanlarda dünyadaki mazlumlardan yana zalimlere karşı bir politika izleyerek, Osmanlı misyonunu yüklenmeye çalışan bir abi pozisyonundadır. Libya, Mısır, Suriye gibi halkları mazlum olanların yanında olup, Kürt mazlumlarının karşısında olmak bir çelişkidir. Bu çelişkileri gören İbrahim Halil Baran gibileri, açık açık Kürtlerin israil devletinin yanında olması gerektiğini söylemektedir. Yahudi tarihi ile Kürtleri özdeşleştirmekte ve Müslümanların gadrine uğrayan iki millet diye onları aynileştirmektedir. Ümmet çelişkilerini gidermediği sürece bu durumu siyonizmin lehine kullanmaya çalışacak kişi ve kurumlar her zaman var olacaktır.