Bilindiği üzere son günlerde Türkiye’de, özellikle Ankara’da harıl harıl diyebileceğimiz bir hazırlık vardı.

Türkiye’nin daha önce 2004 yılında İstanbul’da ev sahipliği yaptığı NATO zirvesi, 22 yıl aradan sonra yine Türkiye’de, bu kez Ankara’da yapıldı/yapılıyor.

Bugün bitmesi beklenen zirveye 32 üye ülkenin devlet veya hükümet başkanlarının yanı sıra dışişleri ve savunma bakanları, üst düzey diplomatlar ile 3 bin civarında gazeteci ve kameraman katıldı.

Savunma sanayisinde geldiği düzey ve NATO’nun en tehlikeli bölgesi olarak görülen coğrafyada üstleneceği görev göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin etkinliğinin artacağı kanaati paylaşılmaktadır.

Biraz duygusal da olsa Trump’ın, özellikle isim vererek Erdoğan’ın daveti üzerine zirveye katıldığını belirtmesi ayrıca not edilmelidir.

Günlerdir Ankara’da yapılan hazırlıklar nedeniyle oluşan rahatsızlıkların yakınmalarını okuduk/dinledik. Bu çerçevede NATO Zirvesi vesilesiyle gelen katılımcıların görmesinden utanç duyulan birçok yer kapatıldı. Ankara’da bulunan bazı yerlerin yaşam standartlarının görülmesinden rahatsızlık duyulmuş olacak ki makyaj çalışmaları ile bu durumun önüne geçme çalışmaları yapıldı.

Ben işin bu boyutunda değilim. Önemsemediğim için değil, sadece öncelik sırası olarak biraz geriye atıyorum. Esas takıldığım konu ise şudur: Biz Ankara’daki ayıplarımızı kapatmaya çalışırken Dünyada, özellikle son zamanlarda İslam ülkelerinde katliam yapmış olan NATO’ya üye ülke liderlerinden bazılarının, hangi yüzle halkı Müslüman olan bir ülkeye gelebildikleri sorusudur.

Bilindiği üzere Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesi, yüzlerce vatan evladının Kore’de şehit verilmesinden sonra oldu. Yani bedeli peşin ödenmiş bir ev sahipliği yapıyoruz. Türkiye’ye atfedilen önemin, yine akıtılacak vatan evlatlarının kanı pahasınca olacağı da gün gibi ortadadır.

Bu bilgiler bir kenarda not olarak kalsın. Ama İran’da bombalanan okulda katledilen kız öğrencilerin -ki yaşları 7 ile 12 arasındaydı- mezar toprağı hâlâ taze iken, bu katliamın baş sorumlusunun halkı Müslüman olan Türkiye’ye hangi yüzle geldiği sorusu kayda değer değil midir?

Filistin’de hâlihazırda sürdürülen toplu bir kıyım var. NATO denilen bu yapının lokomotif devleti, bu cinayetlerin idarecisi ve failidir. Belki İspanya gibi birkaç üye ülke söylediklerimizden muaf olabilir ama diğer tüm ülkelerin ellerinde dolaylı veya dolaysız Filistinli masumların kanı var.

Biz gelen liderlerin Ankara’da gecekondu görmemeleri için perdeleme çalışması yaparken onlar, ellerinden damlayan Müslümanların masum kanından utanmıyorlar.

Bizim mahallede; Ali Hamaney’in cenaze merasiminde okunan Kur’an ayetleri üzerinden verilen mesajların etik olmadığı hususu gündem edilirken; Filistin’de akıtılan kanların, kirletilen ırzların, ifsat edilen ekinlerin, esas veya dolaylı faillerinin Türkiye’de ağırlanması hususunda bir sorgulama yapılmıyor.

Veysel Emin Şahin isimli Konyalı bir internet içerik üreticisi, Mısır’daki piramitleri ziyaret ederken çok ama çok çarpıcı sözler sarf ediyor. İsterseniz bu sözlerle yazımı nihayete erdireyim:

“Mısır’dayım ve keyfim hiç yerinde değil. Şu piramite vursam ne olur biliyor musunuz? Dünyada ‘Barbar Türk’ diye manşet olurum. Bu taşlar, az ötede ölen Gazzeli çocuklardan daha fazla hakka sahip. Biz ölü bir kralın mezar taşını, ne zaman canlı insan nefesinden değerli görecek kadar çürüdük?