Fikirleriyle, düşünceleriyle toplumu yönlendirmek ve kitleler üzerinde etkin olmak iddiasıyla ortaya çıkan her insan, her kadro o toplum tarafından daha bir titizlikle takibe uğrar, izlenir. Kabul görebilmesi için kendilerinde birtakım özelliklerin olup olmadığına bakılır ki, bunların başında emniyet ve güvenilirlik gelir. İnsanlara yön verme, dolayısıyla maddeleri ve manaları üzerinde etkili olma arzusunda olan bir kişinin güvenilir olmasını, emin olmasını görmek o toplumun en tabii ve fıtrî bir beklentisidir, hem hakkıdır da.
Aslında toplumu oluşturan her bir ferdin emîn kişiler olması güzel bir şeydir. Fakat toplumu yönlendirme iddiasında bulunanlarda, bu güzel sıfatların bulunması öncelikle aranır. Bütün toplumlar bunu ararlar ve aramışlardır da.
Sivrilen, öne çıkan ve etkin olmaya çalışanlar hakkında "Bu adam neye oynuyor, ne yapmak istiyor, asıl maksadı nedir?" gibi soruları sormadan edememişlerdir. Toplumlar tarih boyunca resullerde de aramışlardır bu özellikleri, hem de kılı kırk yararak. Öyle ya, resuller toplumları tepeden tırnağa değiştirmek üzere gönderilmişlerdir. Bir anlamda insanlardan çok şey istemişler, yerine göre onlardan sürdürdükleri mevcut hayatı baştan sona değiştirmelerini istemişlerdir. Hatta bu esnada insanların en kıymetli varlıkları olan canlarını, mallarını ve ömürlerini istemişlerdir onlardan; mallarını, canlarını ve ömürlerini nerelerde ve nasıl kullanacaklarını, gerektiğinde nerelerde ve nasıl feda edeceklerini göstermişlerdir onlara.
Hayatlarının bütün alanlarına müdahale etmek, maddeleri ve manaları üzerinde tasarrufta bulunmak, kısacası fertlerin ve toplumların her türlü düşünce ve eylemlerini yönlendirmek üzere gönderilmişlerdir, bunun için orta yere çıkmışlardır resuller.
Mesele böyle olunca toplum elbette kendilerinden bunca şey isteyen, kendilerini yönlendirmek, yönetmek ve baştan aşağı değiştirmek üzere ortaya çıkan bu kişilerin eminliğini ve güvenilirliğini sorgulayacaktır, bu hususta sorular soracaktır, zan ve tahminlerde bulunacaktır;
Toplum Nuh Aleyhisselam'a "Bu adam, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değil; size üstünlük taslamak, üzerinize geçmek istiyor." demiştir. Musa ve Harun Aleyhisselam'a da "Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çeviresin de bu yerde devlet ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız!" demişlerdir.
Toplumlar resullerin emniyet ve güvenilirliğini sorgulayacağını bildiği için Allah Azze ve Celle daha işin başında onların emîn ve güvenilir kişiler olduğunu belirtmiştir:
"Haberiniz olsun, ben size gönderilmiş bir rasûlüm, bir emînim. Gelin Allah'tan korkun, bana itaat edin! Buna karşı ben sizden bir ücret istemiyorum, benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir."
Resuller kendilerinin emîn biri olduğunu sadece dilleriyle söylemekle yetinmemişler, aynı zamanda sürdürdükleri ömürleriyle bunu orta yere koymuşlardır. Ve daha sonra da bu hayâtî öneme sahip sıfatlarını kendilerine iman eden, kendilerine tabi olan insanlara aşılamışlar, fertlerin her birini emîn ve güvenilir kılmışlardır Allah'ın izniyle. Yani her biri "el-Emîn" olan resuller, kendilerine bağlananları da "emîn" eylemişler, emîn fertlerin oluşturduğu "emîn" bir toplum vücuda getirmişlerdir. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz ve etrafındakiler böyleydi. Onlar gök ehlinin dahi gıpta edeceği doruk bir noktaya ulaşmıştı emanet bakımından, emîn olma bakımından. Emîn Belde'nin emin sakinleriydi onlar, içlerine giren de emîn olurdu her türlü beladan ve korkudan.
Selam ve dua ile