Hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem, mümin gönüllerde hem hüzün hem de ibret duygularını birlikte yaşatan müstesna bir zaman dilimidir. Bu ay, barındırdığı Aşûre günüyle Allah’ın nimetlerini hatırlamayı, şükretmeyi ve kulluğu yeniden gözden geçirmeyi öğütlerken; Kerbelâ hadisesiyle de hak uğruna verilen büyük mücadelenin unutulmaz derslerini bizlere hatırlatmaktadır. Muharrem’i anlamak, yalnızca tarihî bir olayı anmak değil, o olayın taşıdığı iman, sadakat, teslimiyet ve adalet mesajlarını hayatımıza taşımaktır. Çünkü Kerbelâ, geçmişte yaşanıp bitmiş bir hadise değil; her çağda yeniden okunması ve anlaşılması gereken bir hakikat mektebidir.

Kerbelâ denildiğinde akıllara ilk olarak Resûlullah Efendimizin (s.a.s.) sevgili torunu, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin (r.a.) gelir. Ancak Kerbelâ’yı doğru anlamanın yolu, öncelikle Ehlibeyt sevgisini doğru anlamaktan geçmektedir. Çünkü Ehlibeyt sevgisi, Kur’ân ve sünnette açık şekilde tavsiye edilen, müminin imanını kemale erdiren önemli değerlerden biridir. Bu sevgi sadece duygusal bir bağlılık veya tarihî bir hatıraya duyulan saygı değil; aynı zamanda bir iman, sadakat ve istikamet meselesidir.

Sözlükte “ev halkı, aile fertleri” anlamına gelen Ehlibeyt kavramı, İslamî literatürde başta Hz. Ali (r.a.), Hz. Fâtıma (r.a.), Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) olmak üzere Peygamber Efendimizin mübarek ailesini ifade eder. Bunun yanında Resûlullah’ın hanımları ve İslam’a hizmette öncü olmuş bazı sahabiler de bu kapsamda değerlendirilmiştir. Daha geniş ve manevî anlamda ise İslam davasına gönül veren, Kur’an ve sünnet uğrunda fedakârlık yapan, gerektiğinde bedel ödeyen her mümin, Ehlibeyt mektebinin ahlâkından ve ruhundan nasibini almış sayılır. Bu yönüyle Ehlibeyt sevgisi, sadece bir nesep sevgisi değil; hakka, adalete ve Peygamber mirasına bağlılığın da ifadesidir.

Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki duruşu da bu kutlu mirasın en parlak örneklerindendir. O, makam için değil hakikat için, saltanat için değil adalet için mücadele etti. Dünya menfaatlerini değil Allah’ın rızasını tercih etti. Susuz bırakıldı, kuşatıldı, en yakınlarını birer birer şehit verdi; fakat hak bildiği davadan taviz vermedi. Bu sebeple Kerbelâ’da şehit edilen yalnızca Hz. Hüseyin ve beraberindekiler değil; aynı zamanda zulmün gerçek yüzü de bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Kerbelâ, sayıların değil ilkelerin; gücün değil hakikatin zaferidir.

Bugün Hz. Hüseyin’i sevdiğini söyleyen her mümin, onun uğruna mücadele ettiği değerlere sahip çıkmalıdır. Çünkü Kerbelâ yalnızca gözyaşı dökülecek bir matem değil, hayatımıza yön verecek bir mekteptir. Hz. Hüseyin’in yolunu sürdürmek; Kur’an’a ve sünnete sımsıkı sarılmak, adaleti ayakta tutmak, zulmün karşısında susmamak, mazlumun yanında yer almak ve fitneye değil kardeşliğe hizmet etmektir. Müslüman, zalimin kim olduğuna değil, zulmün varlığına bakar ve her türlü haksızlığın karşısında durmayı imanının gereği kabul eder.

Muharrem ayı vesilesiyle gönüllerimizdeki Ehlibeyt sevgisini yeniden canlandıralım. Hz. Ali’nin adaletini, Hz. Fâtıma’nın iffetini, Hz. Hasan’ın hikmetini ve Hz. Hüseyin’in izzetli duruşunu örnek alalım. Kerbelâ’yı sadece hatırlayanlardan değil, Kerbelâ’nın verdiği mesajı yaşayanlardan olalım. Rabbimiz bizleri Ehlibeyt sevgisini kalbinde taşıyan, Hz. Hüseyin ve yolunda yürüyen Hüseyin’lerin davasını anlayan, zalime karşı cesur, mazluma karşı merhametli kullarından eylesin. Muharrem’in bereketinden, Aşûra’nın hikmetinden ve Kerbelâ’nın ibretinden hakkıyla istifade edenlerden eylesin. Âmin.