Yüce Allah, Kaf sûresinde cehennemin dehşetini şu sarsıcı ifadeyle haber verir:
“O gün cehenneme: ‘Doldun mu?’ diyeceğiz; o da: ‘Daha yok mu?’ diye cevap verecektir.” (Kaf, 50/30)
Cehennem öncelikli olarak inkâr edenler için hazırlanmıştır. Fakat şeytan, sadece kâfirleri değil, müminleri de aldatmaya çalışır. Çoğu zaman insana sağından yaklaşır ve: “Bu kadar günahkâr insan varken sana mı sıra gelecek?” diyerek kişiyi rehavete sürükler. Bazen de: “Allah seni cennete koymayacak da kimi koyacak? En fazla biraz ceza çeker çıkarsın.” diyerek günahları küçümsetir. Böylece insan, işlediği yanlışlara alışır; tövbeyi erteler, haramlara karşı duyarlılığını kaybeder. Hâlbuki günah, tekrarlandıkça kalbi karartır; insan farkına varmadan ateşe yaklaşır. Bir süre sonra da yaptığı yanlışları meşru görmeye başlar ki asıl tehlike budur.
Oysa insan, dünyada küçücük bir acıya bile tahammül etmekte zorlanmaktadır. Bir diş ağrısı, küçük bir yanık yahut kısa süreli bir sıkıntı bile insanı perişan etmeye yeterken, cehennem ateşinin azabına nasıl dayanılabilir? Bu sebeple mümin, kendisini aldatmaktan vazgeçmeli; Allah’ın azabından korkup rahmetini umarak takvâ ehli kullardan olabilmek için gayret göstermelidir.
Takvâ, Allah katındaki gerçek üstünlük ölçüsüdür. Cennetin yolu da takvâdan geçmektedir. Rabbimiz, muttakiler için hazırlanan cenneti anlatırken şöyle buyurur:
“Cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır; onlardan uzak tutulmaz.” (Kaf, 50/31)
Ardından bu bahtiyar kulların vasıfları sayılır:
“İşte bu, daima Allah’a yönelen, O’nu gönlünden çıkarmayan, görmediği halde Rahmân’dan korkan ve samimi bir kalp ile gelen kimseye vaat edilen cennettir.” (Kaf, 50/32-33)
Bu ayetlerde öncelikle samimi tevbenin önemi dikkat çekmektedir. İnsan, can boğaza dayanmadan önce tevbe etme fırsatına sahiptir. Gerçek tevbe; işlenen günahtan pişman olmak, o günaha dönmemeye karar vermek, kul hakkı varsa helalleşmek ve hayatı Allah’ın emirlerine göre yeniden düzenlemektir. Takvâ sahibi kul sadece kendisini değil, ailesini de korumaya çalışır. Çünkü mümin bilir ki ihmal edilen her haram, insanı ateşe biraz daha yaklaştırmaktadır.
Allah’ı görmediği hâlde O’nun kendisini her an gördüğünü bilen kişi, hayatını buna göre şekillendirir. Farz ibadetlerle Rabbine yaklaşır, nafile ibadetlerle sevgisini artırır. Gözüne, diline, kulağına ve kalbine sahip olur. Böylece Allah’ın razı olduğu kullardan biri hâline gelir.
İşte o zaman kendisine şöyle denilecektir:
“Oraya esenlikle girin. İşte bu ebedîlik günüdür. Orada istedikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da vardır.” (Kaf, 50/34-35)
Mevlâm bizleri şeytanın aldatmasına kapılıp nefsinin peşinden giden kullardan eylemesin. Samimi bir kalple Rabbine yönelen, tevbesini muhafaza eden, gizlide ve açıkta Allah’tan korkarak yaşayan muttakilerden kılsın. Son nefeste imanla huzuruna çıkan ve cennetiyle müjdelenen kullarından eylesin inşallah. Âmin.