Bir milletin en büyük zenginliği yer altındaki madenleri değil, iyi yetişmiş gençleridir. Çünkü gençlik; heyecanın, cesaretin, üretkenliğin, fedakârlığın ve idealizmin en güçlü şekilde yaşandığı dönemdir.
Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de hayatın bir imtihan olduğunu hatırlatarak, “Hanginizin daha güzel amel yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (el-Mülk, 67/2) buyurmaktadır. Hayatın en verimli dönemi olan gençlik yılları da bu imtihanın en önemli safhasıdır. Bu yıllar, sadece diploma kazanma veya meslek edinme dönemi değil; aynı zamanda sağlam bir karakter, güçlü bir iman ve güzel bir ahlâk inşa etme zamanıdır.
Kur’ân-ı Kerîm, bizlere örnek gösterdiği pek çok portreyi gençlik yıllarıyla tanıtmaktadır. Hz. İbrahim, henüz genç yaşta yıldızın, ayın ve güneşin batıp kaybolduğunu görerek gerçek ilâhın yalnızca gökleri ve yeri yaratan Allah olduğuna ulaşmış, ardından putperestliğe karşı cesaretle mücadele etmiş ve putları kıran kişinin “İbrahim denilen bir genç” olduğu ifade edilmiştir (el-En‘âm, 6/76-79; el-Enbiyâ, 21/58-60). Hz. İsmail, babasının gördüğü ilâhî emre teslim olmuş, “Babacığım! Sana emredileni yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” diyerek teslimiyetin en güzel örneğini vermiştir (es-Sâffât, 37/101-103).
Hz. Yusuf, Züleyha’nın bütün cazibesine ve baskısına rağmen harama yaklaşmamış, günaha düşmektense zindanı tercih ederek iffetin ve Allah korkusunun sembolü olmuştur (Yûsuf, 12/23-33). Hz. Musa ise Medyen’de yaşlı bir babanın kızlarına yardım etmiş, hayâ ve nezaketin en güzel örneklerinden birini sergilemiştir (el-Kasas, 28/23-28). Ashâb-ı Kehf ise baskıcı bir düzen karşısında imanlarından taviz vermeyen yiğit gençler olarak Kur’an’da övgüyle anılmıştır: “Onlar Rablerine inanmış gençlerdi; biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” (el-Kehf, 18/13). Hz. Yahyâ iffet ve takvasıyla (Âl-i İmrân, 3/39), Hz. İsa ise daha beşikte iken kulluğu, namazı, zekâtı ve anneye saygıyı dile getirmesiyle genç nesiller için örnek kılınmıştır (Meryem, 19/30-32).
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de gençliğin kıymetini şu sözleriyle dile getirmiştir: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil: Ölüm gelmeden önce hayatının, hastalık gelmeden önce sağlığının, meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin, ihtiyarlamadan önce gençliğinin ve fakirlik gelmeden önce zenginliğinin.” (Hâkim, el-Müstedrek, 4/341). Gençlik geri gelmeyen büyük bir nimettir; boşa geçirilen her gün, telafisi mümkün olmayan bir kayıptır.
Resûlullah’ın (s.a.s.) ilk dava arkadaşlarının büyük çoğunluğunu da gençler oluşturuyordu. Hz. Ali, Mus‘ab b. Umeyr, Muâz b. Cebel, Zeyd b. Sâbit, Üsâme b. Zeyd ve daha nice genç sahâbî, İslâm’ın tebliğinde, ilimde, devlet yönetiminde ve orduda önemli görevler üstlendiler. Peygamber Efendimiz, onların yaşına değil; imanına, liyakatine ve ahlâkına baktı. Gençlere güven verdi, sorumluluk yükledi. Onları yaşadığı günün ve geleceğin öncüleri hâline getirdi.
Bugün de en büyük ümidimiz, imanını, ahlâkını ve kimliğini koruyan; ilimde, teknolojide, sanatta ve üretimde söz sahibi olan gençlerdir. Değerlerine bağlı, ailesine saygılı, çalışkan ve dürüst bir gençlik, güçlü bir toplumun en sağlam teminatıdır.
Nitekim Peygamber’imiz kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelendirilecek yedi sınıftan birinin “Rabbine ibadet ederek yetişen genç” olduğunu müjdelemiştir (Buhârî, Ezân, 36). Bu müjde, gençliğin Allah katındaki değerini açıkça ortaya koymaktadır.
Unutmayalım ki bugünün gençleri yarının yöneticileri, ilim adamları, anne-babaları ve toplumun rehberleri olacaktır. Rabbimiz, gençlerimizi iman, ilim, edep ve hikmetle yetişen; kendisine, ailesine ve bütün insanlığa faydalı kullarından eylesin. Âmin.