Allah (c.c.), Kur’ân’da İsrailoğulları’ndan aldığı sözleri hatırlatırken şöyle buyurmaktadır: “İnsanlara güzel söz söyleyin.” (Bakara, 2/83). Bu hitap İsrailoğulları’na olsa da müfessirlerin ifade ettiği üzere hüküm genel olup bütün insanları kapsamaktadır. Âyette geçen “insanlara” ifadesi de bütün insanlığa güzel söz söylemenin müminin temel vasıflarından biri olduğunu göstermektedir.

Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Hz. Musa ile Hz. Harun’un Firavun’a gönderilişidir. Allah (c.c.), en büyük azgınlardan biri olan Firavun’a giderken bile, “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır veya korkar.” (Tâhâ, 20/44) buyurmuştur. Demek ki İslâm’da davetin, tebliğin ve insan ilişkilerinin temelinde sertlik değil, nezaket; kabalık değil, yumuşaklık yatmaktadır.

Bu güzel ahlâkı bir sıralamaya tabi tutarsak, herkesten önce buna layık olanlar eşimiz, çocuklarımız, anne babamız ve akrabalarımızdır. Çoğu zaman insan dışarıda nezaket timsali olurken, evine geldiğinde en yakınlarına karşı aynı hassasiyeti göstermemektedir. Hâlbuki güzel sözün ve güzel muamelenin ilk muhatabı ailemiz olmalıdır.

Sözlerin en güzellerinden biri de selamdır. Gerek telefonla konuşmaya başlarken gerek işten eve döndüğümüzde aile fertlerimizi “Esselâmü aleyküm” diyerek selamlamak, sadece bir gelenek değil, aynı zamanda Allah’ın es-Selâm ismiyle onlar için esenlik, huzur ve güven dilemektir. Selam; sağlık, emniyet, rahmet ve bereket duasıdır. Aynı zamanda günün yorgunluğu, stresi ve sıkıntılarıyla eve gelen insanın olumsuz ruh hâlinden sıyrılarak ailesine huzur ve pozitif bir atmosfer sunmasının da başlangıcıdır.

Allah’ın adıyla verilen selam, aile bireylerinin gün içerisinde yaşadığı gerginlikleri bir kenara bırakmasına, kalplerin yumuşamasına ve gönüllerin birbirine yaklaşmasına vesile olur. Nitekim Resûlullah (s.a.s.) “Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, Îmân, 93) diye buyurmuştur. Görüldüğü üzere selam, sadece bir karşılama sözü değil; sevginin, kardeşliğin ve muhabbetin anahtarıdır.

Ne var ki günlük hayatımızda telefonla konuşmaya başladığımızda veya herhangi bir meclise girdiğimizde selam vermeyi çoğu zaman ihmal etmediğimiz halde aynı hassasiyeti en yakınlarımıza karşı göstermiyoruz. Eve girerken selam vermek yerine doğrudan günlük meselelerle söze başlıyor, farkına varmadan sert, kırıcı ve kaba bir üslup kullanıyoruz. Bunun tabiî sonucu olarak karşımızdaki de aynı sertlikle karşılık veriyor ve daha konuşmanın başında huzursuzluk, kırgınlık ve gerginlikler ortaya çıkıyor.

Bazı yörelerde cahiliye anlayışını andıran yanlış bir örf ile babanın veya aile büyüklerinin bulunduğu bir meclise girildiğinde selam vermenin edebe aykırı olduğu şeklinde yanlış bir kanaat bulunmaktadır. Oysa bunun dinî hiçbir dayanağı yoktur.

“Merhaba”, “Hayırlı günler” gibi ifadeler güzel temenniler içeren nezaket sözleri olsa da hiçbiri Allah’ın selamının yerini tutmaz. En güzel olan selam vermek, ardından diğer güzel ifadeleri kullanmaktır.

Selamın ardından karşımızdakine güzel sözlerle hitap etmek de İslâm’ın tavsiye ettiği güzel ahlâkın bir parçasıdır. Özellikle aile içinde kullanılan hitap şekilleri, ses tonu ve üslup, huzurun devamı açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun zıddı olan sertlik, kabalık ve kırıcı konuşma ise ne dinimizin edep anlayışıyla ne de Resûlullah’ın sünnetiyle bağdaşmaktadır.

Nitekim Allah (c.c.), Peygamberimizin insanlarla kurduğu ilişkinin temelinde merhamet ve yumuşaklığın bulunduğunu “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159) âyetiyle ortaya koymaktadır. Bu ilahî ölçü sadece Hz. Peygamber için değil, onun ümmetine de önemli bir ahlâkî rehberdir.

Rabbimiz bizleri, hayatının her alanında Kur’ân-ı Kerîm’in emirlerine uyan, Resûlullah’ın güzel ahlâkını kendisine rehber edinen kullarından eylesin. Âmin.